Work Text
Siyah.Uzun siren sesi.
Kırmızı.
Tekrar siyah.
Kırmızı.
Hiçlik.Deniz dalgaları.Yeniden hiçlik.Siyah ve mavi.Kesik siren sesi.
Kırmızı.
Düşüş.Nefes nefese uyandığında bedenini oynatamadığını fark etti. Bu karabasan boğazlarına kadar boğarken onu, gözleri sabah güneşi ışığının odasına belli belirsiz girdiğini fark edebildi. Nefes alıyordu ancak derin bir nefes alırsa tüm bu baskıdan kurtulacağını düşündü. Nihayet derin bir soluk aldığında yatakta doğrulmuş elleriyle göğsünü yoklamıştı.Nefes alabiliyor, hareket edebiliyordu, ancak belki de sadece birkaç saniyeliğine yaşadığı hisler kendine gelmesini epey zorlaştırmıştı."Uyandın mı?"En yakın arkadaşının odaya girdiğini fark ettiğinde başını kaldırıp anlamaya çalıştı. "Neden buradasın?"Seo Eunkwang iç çekerek yatağın ucuna oturduğu sırada onun elindeki kase ve bezi fark etmişti. "Dün akşam çekimin olduğunu ama gelmediğini söylediler. Anahtarı menajerinden aldım. Ateşler içindeydin."Dün akşam ne yaptığını hatırlamaya çalıştığında aklında sadece siyah ve kırmızı renkleri beliriyordu. Kaşlarını çatıp en son ne yaptığını hatırlamak için kendini zorladı. "Annem-""Haberi yok. Ama uyanmayınca seni hastaneye götürelim diye Sungjae'yi çağırdım. Söylesene madem hastasın, neden haber vermiyorsun?" Eunkwang alnına ıslattığı bezi yerleştirirken bir yandan yeniden uzanması için onu itmişti. "Herkes endişelendi.""Her yerim ağrıyor." Minhyuk gözlerine gelen ışığı engellemek için yüzünü elleriyle kapattı. 10g kuvvete maruz kalmış gibi hissediyordu ve bu kavramı nereden bildiğini bile bilmiyordu. "Üsteki toplantı kararını bana bildirmeyi unutmazsın değil mi?" dedi mırıldanarak."Şirketteki toplantıyı mı demek istedin?" Eunkwang elindeki kaseyi komodinin üzerine bırakıp yeniden yatağın ucuna oturdu. Onun bir şeyler ima ettiğini düşünmüştü, belki disiplin beki yoğun çalışma ile ilgili olarak... "Zorlandığının farkındayım, neden ara vermiyorsun?""Bilmem." dedi Minhyuk dudakları arasında üfleyerek. Kafası o kadar karışıktı ki sanki bir milyon farklı şeyi aynı anda aklından geçiriyordu. O an üzerindeki örtünün bile ağırlık yaptığını düşündü. Belki sahiden de bir doktora görünmeliydi ancak hastaneye gitmek için bile yorgundu. "Sungjae'yi ara da gelmesin.""Daha iyi misin?" Eunkwang bir soru sormuş gibi değil de şüpheyle yaklaşıyor gibi konuşmuştu. "Dün gece-""Sadece dinlenmeye ihtiyacım var." Öyle hissediyordu. Sadece bir süre öylece yatmak, kimseyi veya hiçbir şeyi düşünmemek istiyordu. "Biraz yalnız kalmak istiyorum, onlara sen haber verir misin? Dün akşamki çekimi telafi edeceğim."Eunkwang kaşlarını çatıp "Seni yalnız bırakamam." dedi. Hastaneye gitmek istemese bile onun iyi olduğundan emin olmak istiyordu."Lütfen.""Tamam, iyi." Eunkwang ayağa kalkıp telefonunda Sungjae'nin numarasını tuşladı. "Ama kötü hissettiğin an beni arayacaksın."Onu başıyla onaylayarak geçiştirdikten sonra arkadaşının söylenerek evden çıkmasını beklemiş ve bakışlarını tavana dikmişti. Neydi bu hiçlik hissi böyle? Gördüğü garip rüyanın bir anlamı var mıydı? Siren sesleri ve sinyaller hala kafasının içinde çalıyor gibiydi. Nefesine odaklanıp kendi ritmini anlamaya çalıştı. Bedenine öylesine yabancı hissediyordu ki bu sebeple her hücresini ayrı ayrı hareket ettirip hissetmeye çalıştı. Ayağa kalkmaya hazır değildi, başı ağrıyordu ve boğazı kurumuştu.Komodinin üzerinde Eunkwang'ın onun için çoktan hazırladığı su şişesini gördüğünde doğrulup birkaç yudum içti. Sanki asırlardır boğazından geçmiyormuş gibi ferahlatmıştı su içini. Yangının bir kısmını söndürmeyi başarmıştı. Öte yandan kafasındaki sinyalleri de susturmanın bir yolunu bulmalıydı. Ayağa kalkmaya karar verdi, tüm eklemlerini açmak istiyordu.Yavaşça kalkıp yatak odasındaki pencereye ilerledi. Manzarayı görmeye ihtiyacı vardı çünkü aklı karmaşık imgelerle doluydu sanki. Nereden geldiğini bilmediği imgeler... Çoğunlukla kararsız ve anlamsızdı, tanıdık ancak yabancıydı.Sonra banyoya ilerledi. Aynada yüzünü izlerken kendini ne kadar tanıdığını düşünmek istedi. Kendini bulmakta güçlük çekiyordu son zamanlarda, belki de bu hedefe öylesine odaklanmıştı ki diğer her şey anlamsızdı. Sonuçsuz kalmak, kendini bulamamak, onu daha da dibe çekiyordu. Oysa bu tanıdık yüz aynı zamanda kendini arayan o yabancıydı.Gözlerinin dolduğunu fark ettiğinde iç çekerek musluğu açtı ve ağlamak için kendine izin bile vermeden gözyaşlarını musluktan akan suya karıştırdı. Sanki hiç akmadan yok olmalarını ister gibi aceleciydi. Yanaklarından süzülmezlerse gözyaşı dökmüş olmayacağına inandırmıştı kendini bir şekilde. Bu duyguları hem kendi benliğinden daha iyi hatırlıyor, hem de yepyeni bir duyguymuş gibi şaşkınlıkla karşılıyordu.Zayıftı. Yetersizdi.Kendini bulmaktan başka dayanağı kalmamıştı.
----- CHAPTER BREAK -----
Hiçlik.
Siyah ve mavi.
Siren sesi.
Kırmızı.
Düşüş.
“Peki bu rüyayı ne sıklıkla görüyorsun?”“Her gece.” dedi Minhyuk ellerini ritim tuttuğu dizlerinden ayırıp çenesinin altına birleştirmeden önce. Bu hareketiyle dizine yaslanıp stresten dolayı tuttuğu ritmi gizleme şansı da bulmuştu.Esmer tenli adam gözlüğünü burnundan yukarı itip not alırken ortam sessizleşti. Bu seansların en sinir bozucu yanı bu sessiz anlardı. Minhyuk gözlerini kaçırıp odadaki eşyaları inceledi. Masada duran isim tablasını okudu, sanki daha önce hiç okumamış gibi 'Lim Hyunsik’. Bazı kağıt ve kitaplar dağınık fakat üzerinde çalışılmış gibi duruyordu. Tüm bunların yanında masanın üzerinde duran, metal kübik bir figür ona tanıdık geliyordu. Sanki bir sembol gibiydi, üzerinde şimdi uzaktan bakınca anlam veremediği oymalar vardı. Kesinlikle eline almak istemişti. “Sürekli aklım karışıyor.” dedi, dikkatini kübik figürden uzaklaştırmak için. “Deliyor gibiyim, ne hissettiğimi bilmiyorum.”“Neden böyle düşünüyorsun?” diye sordu terapisti, sanki bu konu ilgisini çekmiş gibi öne doğru eğilmişti.“Sanki hiç yaşamadığım şeyleri yaşamış gibi hissediyorum.” Sonra kendine bile itiraf etmekte zorlandığı şeyi ekledi. “Gördüğüm rüya bile aslında bir anıymış gibi hissediyorum.”Terapisti yeniden bir şeyler not almadan önce sordu. “O anıları yaşamadığına nasıl bu kadar eminsin?”Minhyuk’un buna verecek bir cevabı yoktu, emin olamıyordu. Nasıl olduğunu bilmediği gibi neden böyle hissettiğini de kanıtlayamazdı. Sessizlik yeniden uzandığında terapisti not defterini kendi dizlerine bırakıp gülümsedi. “Günümüzü toparlasak mı?”"Hala ne yapmak istediğimi bile bimiyorum." Bu görüşmeyi toparlamaya bile gücü yoktu ki. Şimdiden başı ağrıyordu, görüşmenin hangi kısmında gözleri ıslanmıştı hatırlamıyordu…"Anlattıklarına bakılırsa yoğun bir süreçten geçiyorsun, hiç ara vermeyi düşün mü? Sadece dinlenmek için."Minhyuk güldü. "Uyuyup hiç uyanmamak fena olmazdı." Ancak Lim Hyunsik’in tavsiyesi ona yorucu gelen şeyler üzerine gibi görünüyordu, tüm hayatına ara vermekle ilgili değil…"Peki. Bana böyle sonsuz bir uykuya dalmayacağın konusunda söz verirsen, haftaya aynı saatte görüşelim."Sadece başıyla onaylayıp odadan çıktığında telefonunda kontrol ettiği bildirimler arasında Donggeun’un mesajını gözüne takıldı. 'Akşam sergi açılışına geliyorsun değil mi hyung?'
Gitmeliydi.
Nasılsa aklını karıştıran duygular hisler ve anılar geçmişiyle ilişkiliydi. Şimdi yaşadıkları değildi. Öylece tavanı izleyerek bir cevap bulamayacağını kabul etmiş olmasaydı buraya da gelmezdi nasılsa. Ancak ara verme konusunu br süredir düşünüyordu. Modelliğe ara verirse belki sosyal medyada birkaç reklam alabilirdi, yalnızca sıkışmamak adına. Yine de bir süre hiçbir şey düşünmek istemiyordu.Otoparka inen asansörün aynasında kendini şöyle bir süzdükten sonra eve gidip üzerini değiştirmesi gerektiğine ikna etmişti kendini. Biraz özen göstermeliydi en azından. Telefonda aklına gelen ilk numarayı tuşlayıp arabasına bindi. "Sungjae-ya, akşam seni almamı ister misin?"İlerleyen saatlerde, en azından bir gömlek giyebildikten ve saçlarını yukarı taradıktan sonra dışarı çıkmayı başardı. Arabayı kullanırken düşüncelerinden uzaklaşmak mümkün olmamıştı fakat bu dalgınlık onu herhangi bir tehlikeye sokmadığı için kendini şanslı sayıyordu. Yook Sungjae’nin evinin önüne geldiğinde gözlerini ovuşturup ona iyi görünmek için çabalamıştı. Şimdi ne o kodları ne de o sinyalleri hatırlamak istiyordu.Arabanın kapısı bir gürültüyle açılıp Yook Sungjae ön koltuğa yerleştiğinde paltosunu düzeltip "Merhaba." dedi. "Hyung, biliyorsun ki oraya gitmek için kendi arabam var, ama seni özledim.""Ben de seni özledim Sungjae-ya, nasıl gidiyor?" Minhyuk arabayı tekrar çalıştırırken, Sungjae radyoda seveceği bir şarkı aramaya koyuldu. "Öyle böyle- Geçen gece hasta olduğunu duydum, neden seni hastaneye götürmeme izin vermedin?""İyileştim işte." dedi Minhyuk geçiştirerek. "Eunkwang abartmış.""Neyse ne…" Sungjae başını cama yaslayıp dışarıda çiselemeye başlayan yağmuru izlemeye koyuldu. Bu sessizlik ikisine de radyoda kısık sesle çalan şarkıyı dinleme fırsatı tanımıştı. Müzik yavaşlayıp parça biterken Minhyuk gözlerini yoldan ayırmadan mırıldandı. "Ara vermeye karar verdim.""Hyung, biz zaten çıkmıyoruz ki." Yook Sungjae’nin yersiz şakası, aptalca olsa da onu güldürmek için yeterli olmuştu. Elbette modelliğe ara vermekten bahsettiğini biliyordu. “Şakası bir yana…” diye devam etti Sungjae, “…böyle bir karar vermene sevindim. Kendine dikkat etmen gerekiyor.”Minhyuk minik kahkahasını bastırıp gülümsemeye devam etti. Uzun süredir böyle keyif aldığını hatırlamıyordu. “Desteğin için teşekkürler Sungjae-ya.”Yağmur hızlanırken silecekleri de hızlandırmak için kolu bir kademe daha kaldırdığında nereden çıktığını anlamadan önüne kıran motosiklet arabanın ön camının suyla kaplanmasına sebep olmuş ve bu durum Minhyuk’un gözünün önüne okyanus dalgalarının onu yuttuğu imgeyi getirirken hızla frene basmıştı. Köprünün boş olması sebebiyle bu ani fren bir kazaya sebep olmasa da olası bi ihtimale karşı dörtlü sinyalleri yakarken Minhyuk, az önceki motosikletlinin arabanın etrafında bir tur daha attığına emindi. Sanki özellikle köprünün kenarına sürüklenmesini ister gibi… Karanlıktaki yağmur damlaları görüşünü engellediği için plakasını görememişti bile."Hyung iyi misin? Deli mi ne bu!?" Sungjae panikle etrafı kolladı. Motosikletli çoktan gitmişti."İyiyim, kusura bakma." dedi Minhyuk kalbinin sıkışmasını görmezden gelirken. "Komutana bildireceğim bunu.""Ne komutanı, askerden döneli iki yıl oluyor hyung."Minhyuk kısa bir süre gözlerini kırpıştırarak ona baktı. Bu saçma sapan şeyleri neden düşündüğünü bile bilmiyordu, bu yüzden cevaplamamaya karar verdi. "Gidelim, geç kalıyoruz.""Hyung, nihayet." Donggeun kollarını açıp onları girişte karşılarken gülümsemişti. Beyaz ışıkla aydınlatılmış, cam cephelerden oluşan giriş kattaki sergi salonu ferah ancak sade görünüyordu. Olması gerektiği gibi çarpıcı olan sergilenen fotoğraflardı. Girişin hemen karşısında bir kokteyl barı insanları karşılarken, açılış çoktan gerçekleşmiş gibiydi. "Seni tanıştırmak istediğim biri var.""Önce seni tebrik etseydim. Eunkwang gelmedi mi?" dedi Minhyuk yeni biriyle tanışmanın gerginliğini üzerinde taşıyarak. Bu esnada Sungjae onları arkadan takip ederken seslendi. "Ben kendimi ağırlarım zaten, Yook Sungjae kim ki?""Bir dakikamı alır, sana kokteyli göstermek için döneceğim. Eunkwang hyung arkada akademiden birileriyle koyu bir sohbete dalmıştı." Donggeun, Sungjae’ye el salladıktan sonra Minhyuk’un koluna girip onu sergideki en büyük fotoğraf baskısının önünde bekleyen adama doğru çekiştirdi. "Sergiye sponsor olan holdingin başkanı. Reklam filminde oynaması için bir model arıyorlar-""Ara verdim." Minhyuk kolunu çekip durdu ve Donggeun ona döndüğü zaman fısıldayarak devam etti. "Bugün ara vermeye karar verdim.""Özür dilerim, hyung." Donggeun kaşlarını kaldırdı ve arkasını dönüp onları uzakta bekleyen adama gülümsedikten sonra devam etti. "Ona senden bahsetmedim zaten, sadece tanıştırmak istiyordum.""Tanışırım." Minhyuk onunla birlikte yürümeye devam ettikten sonra adama ulaştığında eğilip kendini tanıttı. Bu gecenin hemen bitmesi gerekiyordu."Memnun oldum Minhyuk-ssi, Yoon Donghwan." Adam yalnızca başını eğip gözlüğünü düzeltti. Hatları keskin bir yüzü vardı ve tahmin ettiğinden genç görünüyordu ancak konuşmaya başladığında orta yaşlı olduğu belli oluyordu. Üstelik saçları beyazlamaya başlamıştı."Tanıştığımıza memnun oldum.""Böyle değerli bir sanatçının arkadaşları da pırlanta gibi." Başkanın süslü sözleri Minhyuk’un yüzünde sahte bir gülümseme oluşmasına sebep oldu. Bu adamın sanattan anlamadığı da ortadaydı. Elbette arkadaşının sanatına değer veriyordu ancak bu adamın duruşundan bile belliydi hiçbir şeyden anlamadığı. Neden sponsor olmuştu?"Ben.." Minhyuk hemen bir bahane bulmak istedi, bu adamda hoşlanmadığı bir şeyler vardı. "Eunkwang’ı bulmalıyım.""Daha sonra bir şeyler içelim." dedi Yoon Donghwan sanki çoktan samimi olmuşlar gibi. Minhyuk daha ne kadar bu sahte gülümsemeyi tutacağını bilemeden başıyla onaylayıp özür dileyerek kalabalığa karışmıştı. Daha ilk birkaç adımında Eunkwang’ın omzuna tosladığında bir iç çekip yüzündeki sahte ifadeleri saldı. "Seni gördüğüme sevindim, burası cehennem gibi.""Kendine bir içki al ve rahatla Minhyuk-ah." Eunkwang elini onun omzuna attı ve hiç düşünmeden şampanyasını onun eline tutuşturup onunla sergi duvarlarından birine doğru yürüdü. "Buraya gelerek sadece Donggeun’a değil kendine de iyilik ettin.""Biliyorum." Çerçevelerden birine yaklaşırken önünden geçip giden kadını gördüğü an çakılmıştı sanki. Bu tanıdık ancak yabancı yüzü tekrar incelemek için bakışlarının yakalanacağını bile düşünmeden arkasını dönüp diğer duvarın önünde fotoğraflardan birini incelemesini izledi. Onu bir sahilde gün batımında saçları uçuşurken gördüğünü hatırlıyordu."Tanıyor musun?" diye sordu Eunkwang onun bakışlarını fark ettiğinde."Bilmem. Sen tanıyor musun?" Minhyuk gözlerini henüz ondan ayırmamıştı. Onu karanlık bir koridorda sıkı bir topuz yaptığı saçlarıyla yanında yürürken hatırlıyordu, kütüphanede gözlerine bakıp gülümserken de…"Başkan Yoon’un kızıymış. Sen gelmeden önce Donggeun tanıştırdı.""Birine benzettim herhalde." dedi hem kendine hem de Eunkwang’a tatmin edici cevap olması için. Asıl sorun bu anıları bile neden hatırladığını bilmemesiydi ve gerçekte onu birine benzetmiş olmadığını ve onu hatırladığını farkındaydı… Bu sırada kadın bakışlarını fark edip başını ona çevirmişti. Göz göze geldikleri an on tanıdığına öyle emindi ki tırnaklarını kumaş pantolonuna geçirip nefesini tuttu. Onunla konuşursa kafasının içindeki saçmalıklara bir cevap bulur muydu?Elindeki şampanyadan bir yudum alıp Eunkwang’a geri verdikten sonra düşünmeden ona doğru bir adım attı. Ancak konuşmaya fırsat bulmadan girişteki camların patlamasıyla kendini yere eğilirken bulmuştu. Şans eseri hemen arkasında bulunan kokteyl masalarından birine sırtını verip hemen önünde çömelen kadını da yanına çekti. Bu sırada kopan gürültü ve çığlıkların arasında silah seslerini seçebiliyordu. Ne zaman biteceğini bile bilmeden kulaklarını kapattı ve nefes nefese önce yanında duran kadına sonra geldiği tarafta başka bir masanın yanında çömelmiş olan Eunkwang’a baktı.Birkaç çığlık daha koparken bu kalabalık sergi salonun açılan ateşin bir vahşet oluşturacağının şimdiden farkındaydı. Kimin, neden arkadaşının sergisine ateş açmak isteyeceğini bilmiyordu ancak herkesin iyi olduğunu bilmeye ihtiyacı vardı. Sesler kesildiğinde, kulaklarını tutan kadına dönüp "İyi misiniz?" diye sordu.Kadın başını sallayıp önce ona sonra etrafına baktı ve saçlarını kendi yüzünden çekip telefonunu çıkararak acil durum numarasını tuşladı. İnsanlar saklandıkları köşelerden çıkamayacak kadar büyük bir şoktaydı ve salona büyük bir sessizlik hakim olmuştu. Herkes tehlikenin geçtiğini kabullenip birbirlerine seslenmeye başladığında Sungjae’nin sesini duydu. "Minhyuk hyung!""Sungjae buradayız." Eunkwang ayağa kalktığında Minhyuk çoktan acil durum hattıyla konuşmasını bitirmiş olan kadının da kalkmasına yardım edip onlarla buluşmak için diğer duvara yöneldi. "Soohee! İyi misin?" Başkan Yoon yanında Donggeun’la bulundukları tarafa gelirken salondaki herkes birbirini yokluyordu."Yaralanan yok." dedi salondaki birkaç kişi arka arkaya. "Vurulan yok!"Polis sirenleri duyulurken Başkan Yoon "Şükürler olsun." dedi. Minhyuk’un şimdilik gözlemleyebildiği kadarıyla girişe yakın birkaç kişi patlayan camlar sebebiyle hafif yaralar almıştı, sahiden vurulan yok gibi görünüyordu.Ambulans ve polis arabaları sokağa dizilirken Eunkwang yüzünü elleri arasına aldı. "Sahiden silahları vardı değil mi? Motosiklet kullanıyorlardı. Kim yapmak istedi bunu?"Minhyuk bunu kimin yaptığını görmemişti, o esnada arkası dönük olduğu için yalnızca sesleri duymuştu, ancak motosikletin bahsi geçtiği an Sungjae ile birbirlerine baktılar. İki olay bağlantılı olabilir miydi?"Donggeun, memur bey seni soruyor." dedi kalabalığın içinden biri, sağlık çalışanları ve polisler çoktan mekana girmeye başlamıştı. "Herkesin ifadesinin alınacağı söylendi, lütfen olay yerini terk etmeyin."Bu esnada Minhyuk kızıyla konuşan Başkan Yoon’un ceketinin göğüsündeki deliği fark etti. Kanaması yoktu, ayaktaydı ancak kesinlikle kesik nefesler alıyordu. Başta onun da şokta olduğunu düşünmüştü ancak acı çektiği yüzünden anlaşılıyordu. Yoon Donghwan, bakışlarını fark ettiğinde önce kızına çekingen bir bakış attı, sonra ceketinin düğmesini açıp çelik yeleğini gösterdi. "Endişelenmeyin Minhyuk-ssi."Minhyuk, çelik yelek giyse bile canının ne kadar yanacağını biliyordu. Kurşun onu devirmiş hatta isabet ettiği yerde büyük bir çürük yaratmış olmalıydı, hatta belki kaburgalarını bile kırmış olabilirdi. Böyle ayakta duran biri bunu kaç kez tecrübe etmişti ki bu kadar soğuk kanlıydı? "Başka kimse vurulmadı ancak sizi hedef almışlar gibi görünüyor, çelik yelek giyiyordunuz üstelik."Yoon Donghwan bundan hoşlanmamış gibi bir ifadeyle "Kendi sebeplerim var." dedi. Ardından kızına dönüp ekledi. "Soohee, gidip ifademizi verelim ve burdan olabildiğince çabuk gidelim."O arkasını dönüp giderken Yoon Soohee Minhyuk’a döndü. Bakışlarında ne bilip ne bilmediği, ne kadarını umursadığı veya bu yaşananlardan dolayı ne hissettiğini anlamak zordu. "Saklanmama yardım ettiğiniz için teşekkürler." dedi başıyla selam verip babasını takip etmeden önce.Minhyuk’un bu gece kendine verebildiği tek cevap Yoon Soohee ismini kesinlikle hatırlıyor olmasıydı.
----- CHAPTER BREAK -----
Burnunu boynuna sürterken elleri belinde dolanıyor, soğuk parmaklarının sıcak tene kavuşmasının verdiği hissin tadını çıkarıyordu. Bu fazlasıyla tanıdık dokunuşlar ona tamamlanma duygusunu tattırırken tüm bedeninin gevşediğini hissediyordu. Yoon Soohee’nin gözleri kendisini yutmak üzere olan bir kara delik gibiydi. Bu yıldızların parıltısının çoktan söndüğünü biliyordu ancak şimdi, daha önce hiç olmadığı kadar değerliydi bu karanlık yıldızlar. Ellerini onun yumuşak koyu kahve saçlarında gezdirdi… Tenleri birbirine karışırken onun tırnaklarını göğüsünden aşağı sürttüğünü hissetti.
Alarmının sesiyle gözlerini açtığında, her zaman olduğu gibi gerçeklerle yüzleşmiş, bu kez sirenlerin ve okyanusun olduğu o garip rüyayı görmemişti. Şimdi de ergenler gibi ıslak rüyalar mı görüyorsun?Gözlerini avuçlarıyla kapayarak ovuşturdu ve kendisi bile farkında olmadan zihninde rüyada yaşananları tamamladı. Bu anı daha önce yaşadığını biliyordu, hayır, bu anı yaşadığına kesinlikle emindi. Belki sahiden zihni ona gerçekle hayali ayırt edemediği bir oyun oynuyordu, belki de geçmiş yaşamını hatırlıyordu.Kendine gelmek için ayağa kalkıp sakince banyoya yöneldi ve yüzünü yıkadıktan sonra bir süre aynada inceledi. Uzun zaman sonra ilk kez kendini tanıdığını hissettiğinin farkındaydı, ancak garip bir şekilde, tanıdığı bu kişi kendisine bir o kadar da yabancıydı. Anılardaki Minhyuk, onun hisleri, onun benliği, kendini arayan Minhyuk’a kıyasla kendinden emindi. Böylesine hayali bir benliğin duygularına kanıp artık kendini bulduğunu kabul edebilir miydi? Kendini bulmuş sayılır mıydı ki?Kapının zilini duyduğunda odasına uğrayıp üzerine geçirmek için ilk bulduğu siyah tişörtü eline aldı ve hızlıca saati kontrol etti. 07:19.Kimin geldiğini kontrol etmek için delikten baktıktan sonra kapıyı düşünmeden açtı ve bir adım geri çekilip misafirini içeri alırken tişörtünü giyindi.“Ara verdiğini duydum.” Siyah saçlarının kısa perçemleri dağınık bir şekilde alnına düşen adam içeri girerken kaşlarını çatmış, bir 'merhaba' bile demeden konuya girerken uzun gri paltosunu çıkarıp girişteki sandalyenin üzerine bırakmıştı.“Sana da günaydın, abi.”“Minhyuk-ah, neden ara verdiğini şirketin direktöründen öğreniyorum?” Jungmin ellerini beline yerleştirip karşısında dikildiğinde Minhyuk onun haklı olduğunu bilerek iç çekti. Ancak gardını indirmeye niyeti yoktu. Seo Eunkwang yine onu kontrol etmenin bir yolunu bulmuştu. “O direktörün de sana bunu bana haber vermeden söylememesi gerekiyordu.”“Saklayacak mıydın? Benden?” Minhyuk onu mutfağa doğru yönlendirirken Jungmin biraz daha söylendi. “Gece yarısı şirket bildiri paylaşmış, detay yoktu. Neler oluyor?”“Bitti mi?” diye sordu Minhyuk, buzdolabının kapağını açmış vaziyette dünden kalan pirinci koyduğu kabı ararken.Elbette bitmemişti. Jungmin temkinli bir şekilde masaya otururken, “Geçen hafta sergide yaşanan olayla bir ilgisi var mı?” diye ekledi.Minhyuk nefesini sertçe verip eğildiği yerden doğruldu ve abisine dönüp başını iki yana salladı. “Alakası yok. Hatırlatmasan olmaz mı? İç açıcı bir hatıra sayılmaz.” Yine de konu kolay kapanacak gibi durmuyordu. Sergi alanına yapılan silahlı saldırının üzerinden yalnızca beş gün geçmişti. O, herkesi iyi olduğuna ikna etmeye çalışırken bu konuda ne hissettiğini düşünmeye bile fırsatı olmamıştı. Yook Sungjae veya Seo Eunkwang gibi gerçek duygularını göstermekte zorlanıyordu. Onları, en azından korkuyu ve dehşeti hak ettiği kadarıyla yaşayabildikleri için kıskanmıştı bile.“Donggeun nasıl oldu?” diye sordu Jungmin tereddüt etmeden. Shin Donggeun, serginin sanatçısı olduğu için olaydan en çok etkilenen kişi olmuştu. Bilindiği kadarıyla bir düşmanı yoktu, böyle bir bedel ödeyeceği karanlık işlere de karışmamıştı.“Toparlanıyor. Hala kimin yaptığını bilmiyorlar.” Oradan buradan bulduğu yemekleri masaya dizmeye başlamıştı. Abisinin karşısına oturup masaya yaslandı ve derin bir nefes aldı. “Önemli davetliler vardı.” Kendileri çelik yelek bile giymişlerdi.“Öyle mi?” Jungmin başını sallayıp arkasına yaslandı ve kardeşinin gözlerine bakarak kollarını göğsünde birleştirdi. “Kardeşime ne oldu peki? Neden ara veriyorsun?”“Yoruldum.” dedi Minhyuk kısaca. “Endişelenecek bir şey yok. Hem senden saklayacak değildim, ilk fırsatta söyleyecektim.”"Bir ara içelim." Jungmin ya ona inanmış gibi davranıyordu ancak Minhyuk onun bu işin peşini d bırakmayacağını fark etmişti. "Olur, tamam. Kahvaltı yapmadığını varsayıyorum?""Aslında dergide yiyeceğim, bizimkilere söz verdim. Geçerken uğramak istemiştim." dedi Jungmin ayağa kalkıp. "Teklif var ısrar yok." Minhyuk onunla birlikte ayağa kalktı ve sarılışına karşılık verdi. Duygularını bütünüyle açığa çıkarabiliyor olsaydı eğer, ilk konuşmak isteyeceği kişi kesinlikle abisi olurdu. Bunu kendisi bile bildiği için ona kızmak istemiyordu.Günlerdir aynı şeyi yaşıyordu ve eğer çözümü bilseydi kurtulmak için elinden geleni yapardı.
Belki de çözüm fazla uzakta değildi.
Tüm bu aklını karıştıran anılar arasında en belirgin olan Yoon Soohee’ye aitti. Gidip onunla konuşmalıydı. Ayrıca Yoon Donghwan dikkatini çekmişti, onunla ilgili anlamak istediği şeyler vardı.Neden böylesine araştırmak istiyordu? Sadece merak ettiği için mi? Öyle ki kendini buna adayacak kadar sorumlu hissedeceğini biliyordu. Sanki yolunda olmayan şeyler vardı ve bunu çözmesi gereken kişi Minhyuk’un ta kendisiydi.Ara verdiği henüz yeni açıklanmışken kararından vazgeçip Yoon Donghwan’a iş için gitmesi uygun olmazdı. Bu sebeple ona ulaşabileceği tek bir isim tanıyordu. Telefonu düşünmeden tuşlayıp çalarken bekledi. "Nasıl gidiyor Donggeun?""Anlayacağın hyung, soruşturma bu şekilde kapanacak gibi görünüyor." Donggeun konuşmayı bitirdiğinde yeşil çayını yudumladı ve gözlerini kapattı. Çoktan stresli geçen sergi açma süreci tahmin bile edemeyeceği başka bir stresle sonuçlanırken toparlanmak için elinden geleni yapıyordu. "Yoon Donghwan tedbir amaçlı her yere o çelik yelekle gidiyormuş, o güne özel değilmiş, bir düşmanı da olmadığını söyledi."Öyledir, diye düşündü Minhyuk."Peki motosikletliyle ilgili bir şey bulamadılar mı?" Kaşlarını kaldırıp koltukta arkasına yaslandı ve rahatlamaya çalıştı. Donggeun’ın bu garip deri kanepeyi nereden bulduğunu hep merak etmişti, bazen o kadar rahatsız hissettirirdi ki üzerinde oturan kişi hemen kalkıp gitmek isterdi; bazense o kadar rahat hissettirirdi ki oturan kişi uykuya dalardı."Hayır, CCTV ve diğer kayıtlara da baktılar, farklı kişiler olduğunu düşünüyorlar. Ama kendi adına şikayetçi olmak istersen trafik birimine başvurabilirsin. Nasılsa büyük bir kaza atlatmışsınız.""Kalsın," dedi Minhyuk iç çekip. "…uğraşmaya değmez.""Terapi nasıl gidiyor peki, verim alıyor musun?" Ona Lim Hyunsik’le görüşmeyi öneren Donggeun’dı. Minhyuk omuz silkip "Fena değil." demekle yetindi. Henüz iki kez gitmişti, verim alıp almadığını bilmiyordu. "Yarın tekrar gideceğim.""İyi olmanı istediğimizi biliyorsun değil mi hyung?" Donggeun oturduğu sandalyeden kalkıp yanına, deri kanepeye yerleştiğinde Minhyuk biraz kenara kayarak ona yer açtı. "Biliyorum, teşekkürler." Sonra biraz düşünüp sözlerini tarttı. "Aslında sana bir şey sormak için geldim." dedi gözlerini kaçırarak. Ona gerçek sebebi anlatmayacaktı ancak bu isteğin yanlış anlaşılmama ihtimalini düşünüyordu. "Yoon Soohee’ye nasıl ulaşırım?"Donggeun sırıtıp telefonunu eline alırken Minhyuk çoktan durumun yanlış anlaşıldığının farkındaydı. Ama neden onunla görüşmek istiyordu? Gerçekten cevaplar almak için mi? Yoksa hatırladığı şeyler yüzünden mi?"Atölyesindeki seramik ürünleri için fotoğraf çekimi yapmıştım, bak." Donggeun ona telefonundan bir Instagram hesabı gösterirken bir yandan ekranı kaydırıyordu. "Genellikle akşamları atölyede vakit geçiriyor, arayıp görüşmek istediğini söyleyebilirim.""Şuna ne dersin…" Minhyuk telefonunu indirmesini sağladı ve gergin bir şekilde gülümsedi. Arkadaşından çöpçatanlık yapmasını istemiyordu. "Numarasını bana vermek için izin istesen ve ona benimle görüşmek isteyip istemediğini kendim sorsam?""Pek de farklı değil, ama madem istiyorsun, öyle olsun." Donggeun hızlıca bir mesaj çekerken Minhyuk elleriyle yüzünü kapattı. Kesinlikle çabaladıkça daha çok yanlış anlaşılmıştı ancak bu konuda yapabileceği bir şey yoktu.Yoon Soohee’nin o okyanusla, sirenlerle, üniformalarla ve tüm bu anlamadığı karmaşayla ilgisini öğrenmenin tek yolu onunla konuşmakmış gibi geliyordu.Bir şekilde, kendine bile bunu nasıl yaptığını açıklayamazken, kendini Yoon Soohee’nin gönderdiği adreste bulması yalnızca birkaç saatini almıştı. Burası, Donggeun’ın da onayladığı kadarıyla, atölyeye yakın butik bir kafeydi. Açık kahve masaların çoğu çizgili paravanların arasına cam kenarına yerleştirilmiş ve her masa için yarı özel alanlar yaratılmıştı.Minhyuk, parmaklarını kahve fincanının kenarına sürterken ne konuşması gerektiğini aklında bir şekilde süzgeçten geçiriyordu. İçeri girip oturduklarından beri birkaç dakika geçmiş olmalıydı."Buraya-""Öyleyse-"Aynı anda konuştuklarında, izin vermek için gülümsedi ve sözü Yoon Soohee’ye bıraktı. "Buraya sık gelirim, umarım kahveyi beğenmişsindir.""Hm, beğendim." Minhyuk bir yudum daha aldı. "Davetin için teşekkürler.""Aslında…" Yoon Soohee aniden gülümsediğinde, Minhyuk yeniden kütüphanedeki anıyı hatırladı. Bunu hatırlamak kalbini hızlandırırken onu dinleyebilmek için ciddiyetini bozmamaya özen gösterdi. Öylece her şeyi anlatamayacağını biliyordu.Yoon Soohee küçük bir kahkaha atıp birazdan neyi komik bulduğunu anlatacakmış gibi dudaklarını dişledi. "Aslında… Birkaç gün önce sana takip isteği göndermek istemiştim, ama profilini bulduğumda bir model olduğunu öğrenip çekindim ve vazgeçtim."Minhyuk onunla birlikte gülüp elindeki fincanı bıraktı ve bu itirafı başka bir itirafla tamamlamaya karar verdi. "Aslında sen ve ben, birbirimizi çoktan tanıyormuşuz gibi hissediyorum." Hayır, birbirimizi tanıdığımızı hatırlıyorum."Ağzın laf yapıyor Lee Minhyuk." Yoon Soohee gardını indirdiğini belli etmemek için ciddileşmeye çalışsa da ilgilendiğini belli ediyordu. Bunun üzerine Minhyuk kollarını göğüsünde birleştirip "Ama ciddiyim." dedi. Yaşadıklarıyla ilgili daha tanımadığı bu kadına daha ne kadar açık olabilirdi bilmiyordu. Buraya gelirken ne düşünmüştü? Onun da bir benzerini yaşıyor olabileceğini belki de…"Öyle olsun bakalım, hislerinde yanılıyor musun göreceğiz." Soohee kahvesini yudumlarken, Minhyuk onun gözlerine hatırasındaki o kara delik gibi bakışları taşıyor mu diye bakmaya devam etti. Doğrusu karşısındaki Yoon Soohee’nin bakışları hatıralarındaki Yoon Soohee’nin bakışları kadar tehlikeli değildi. Bu sırada o, kahverengi saçlarını kulağının arkasına atmış telefonuna gelen bildirimleri incelemek için bakışlarını kaçırmıştı. Yüzünden anlaşıldığı kadarıyla, dikkatini dağıtan can sıkıcı bir meseleydi."Benim…" Yoon Soohee başını kaldırıp çattığı kaşlarıyla bakışlarını ona çevirmişti. "… erken ayrılmam sorun olur mu?" Aldığı mesaj onu huzursuz etmiş gibi görünüyordu. Doğrusu, gerçekten de önemli değildi, nasılsa Minhyuk daha fazla ne konuşacağını, amacını ve merakını nasıl anlatacağını bilmiyordu. En azından onunla tanışmış sayılırdı. "Hayır tabii, bir sorun mu var?""Sadece gitmem gerekiyor, bir sorun yok." Soohee çantasını toplayarak ayaklanırken yüzünde mahcup bir ifade yer edinmişti. Minhyuk onunla birlikte kalkıp veda etmeden önce teklif etti. "Seni bırakabilirim, eğer istersen.""Hayır teşekkürler," Soohee gülümseyip başıyla selam vermeden önce sebebini ekledi. "…kendi aracım var.""O halde…" dedi Minhyuk başıyla onu selamlayarak veda etmek için kapıya kadar eşlik etmeden önce. "…daha sonra görüşmek üzere.""Sana bir kahve borcum var." Yoon Soohee hemen kafenin önüne park etmiş arabasına binerken "Hoşçakal." dedi.Bu anlamsız, sıradan vedanın ardından arabasına binip eve gitmek için yola koyulduğunda arabanın ön camına çarpan yağmur damlalarıyla birlikte silecekleri çalıştırdı. Analaşılan Yoon Soohee, kendisi gibi onu hatırlamıyordu, belki de sahiden yaşadıkları zihninin oyunuydu ve bu oyunun üstesinden gelmek için ne yapabileceğini öğrenmesi gerektiğini kabul etmeliydi. Kendine bile yenik düşüyordu. Yetersizdi ve zayıftı. Yağmur damlaları daha da hızlanırken araç lastikleri yağmur suyunu savurmaya başlamıştı. Sıçrayan su dalgalara dönüşüp okyanusu yanında getirdiği zaman Minhyuk yeniden o kesik sirenleri duydu. Bir hiçliğin ortasında tüm sesler kesilirken, siyah, mavi, ve kırmızıyı anımsadı. Sinyaller uzun bir sirene dönüştü ve düştüğünü hissetti.Gözlerini bembeyaz kör edici bir ışığa açtığında kesilen nefesini geri kazanmak için dudaklarını araladı ve uzunca soluklandı.
“Lee Changsub, Sıçrama rapor kaydı.
Görev: Beta yaklaşımı, gözlem 1-7.
11 HT 29 başarıyla geri döndü.”
Tam tepesinde duran beyaz ışık gözlerini acıtıyor, kesik sinyal sesleri alnının tam ortasında hissettiği bir ağrıyı tetikliyordu.
“Asker, nasıl hissediyorsun?”
Gözlerini üzerine eğilen beyaz önlüklü adamdan ayırmadan kırpıştırdı, kesinlikle iyi hissetmiyordu. Ama bedeninin bundan daha fazlasını kaldırabileceğini biliyordu. Gözüne tutulan ışıkla gözbebekleri sızlarken boğazını temizleyip yutkunmaya çalıştı. Boğazı kupkuruydu. “11 HT 29.” dedi güçlükle. “Görevimi tamamladım.”“Biliyorum. Harika, gerçekten en güçlü askerim sensin Lee Minhyuk.” Beyaz önlüklü adam gülüp koluna bağlı olan seruma bir şeyler enjekte ederken daha çok yutkunmaya çalıştı.“Herkese aynı şeyi söylediğini biliyorum Lee Changsub.” Minhyuk yorgundu, ancak en kısa zamanda görevinin raporunu hazırlamak istiyordu.“Benim için en iyi asker, benliğini Alfa’ya geri döndürmeyi başarabilendir.” Lee Changsub hızlıca başka kontroller yaparken odada vücuduna sürekli ilaçlar enjekte eden bir kişinin daha olduğunu fark etti.“Seo Eunkwang, Yook Sungjae. Shin Donggeun… Donggeun’ı gördüm.”“Onun senin tanıdığın Donggeun olmadığını biliyorsun.” Lee Changsub birkaç adım geri gidip ellerini önlüğünün cebine soktu ve rahatlamış gibi derin bir nefes aldı. "Raporunu sonraya sakla, önce Alfadaki bedenin kendine gelsin, bir süredir bilinçsizce bekliyor."
----- CHAPTER BREAK -----
Kazadan 4 saat sonra - Beta
"Yağmur görüşümü kapattı ve-" Serum takılı olan kolunu havaya kaldırdığı zaman canının yanmasıyla gözlerini kıstı. "...sonrasından emin değilim. Buraya getirildim." Minhyuk bıkkın bir şekilde başını yatağa geri bıraktı. Kazadan sonra kısa süreliğine kendine gelememiş olsa da, etraftaki insanlar hastaneye getirilmesi için ambulans çağırmıştı ve sırf başını çarptığı için gece boyu gözetim altında kalması gerekiyordu."Teşekkürler, geçmiş olsun." Polis memuru odaya yeni giren insanlara selam verip çıkarken Minhyuk uzandığı hastane yatağının içinde, kapıdan girenleri gergin bir gülümsemeyle izledi. "Neden toplaşıp geldiniz böyle?""Abini aramışlar, o da hepimize haber verdi. Neden dikkatli sürmüyorsun?" Eunkwang hızla sözlerini sıralayıp hemen yatağın yanına çömeldi. "Minhyuk'umuz çok değerli, elbette toplaşıp geleceğiz.""Hyung, bir ihtimal sen kazayı yaptığın sırada etrafta motosikletli var mıydı?" diye sordu Sungjae, kocaman gözleriyle. "Kazayı kendi kendine mi yaptın?""Ya! Yook Sungjae, komplo teorisini bırak demiştim." Donggeun da onların yanına ulaştığında Minhyuk yorgun bir nefes verdi. "İyiyim ben. Kimse yoktu.""Neden hala buradasın o zaman?" diye sordu Eunkwang onun yüzünü avuçları arasına alıp alnındaki bandajı yoklarken. Bu sırada Minhyuk onu durdurmak için bileğini tutmuştu. "Tedbir amaçlı, yarın sabah gidebilirmişim.""Ama anlamıyorum, nasıl yağmur görüşünü kapattı hyung?" Sungjae yere çömelip çenesinin altını yatağa yasladı. Bu hareketi uzun boyuna rağmen minicik görünmesine sebep olmuştu.Minhyuk bir kez cıklayıp gözlerini kaçırdı. Günlerdir yalnız başına üstesinden gelmeye çalıştığı her şeyden o kadar bunalmıştı ki. "Delirdiğimi düşünmeyeceğinize söz verin." dedi en sonunda bazı şeyleri dile getirmeye karar vererek. Belki bu yanılgının üstesinden de ancak bu şekilde üstesinden gelebilirdi. Arkadaşları hızlıca başlarını sallayarak onayladığında yeniden iç çekti. "Galiba geçmiş hayatımı hatırlıyorum."Yaşanan sessizlik tam da bunu söylediğine pişman olmasına sebep olacakken Yook Sungjae kocaman açtığı ağzıyla birlikte ayaklanıp ellerini bir kez çırptı. "Bu konuda uzman birini tanıyorum." İşaret parmağını Minhyuk'a doğrultarak birkaç adım geri attı. "Onu yarın sana getireceğim, tüm gizemi ortaya çıkarmamız gerek.""Buna gerek olduğunu hiç-" Minhyuk onu yanıtlamaya yeltendiğinde Eunkwang merakla konuya atladı. "Söylesene ne hatırlıyorsun?"Bu sırada Donggeun hala yatakta üzerine eğilmiş bir şekilde dikkatle onları dinliyordu. Onları bu şekilde görmek Minhyuk'u hem arkadaşları konusunda rahatlatırken hem de şaşkına çevirmişti. Üstelik en net hatırladığı anıyı onlarla kesinlikle paylaşamazdı. "A- ama- bunun bir önemi var mı ki?""Veliaht prens miydin?" diye sordu Eunkwang ısrarla. "Oh! Tüm kaosu öğrenmemiz gerek. Sungjae şu uzmanı ara."Ertesi gün kendi evinde yere koydukları bir minderde boynuna sarılmış tonlarca boncukla bağdaş kurmuş otururken Minhyuk odanın bir ucunda onu izleyen arkadaşlarına kendini kurtarmaları için yalvarır gibi bakıyordu. Ancak onların gözünde gördüğü duygu kesinlikle içinde onlarla birlikte kendi haline gülmek istemesine sebep olan bir şeyler gıdıklamıştı. İşte onları böyle gülmek üzere kendilerini zor tutar bir halde görürken anlamıştı, arkadaşlarıyla yaşadığı şeyler değerliydi. Hatta kendisi de onlar burada olduğu için mutluydu da, tabii etrafında ilginç bir ritüel mırıldanarak daire çizen garip bir adam olduğu için değil...Ritüel bittiğinde herkes yere oturmuş, Şaman da Minhyuk'un tam karşısına yerleşmişti. "Geçmiş yaşamını hatırlamıyorsun." dedi, kollarını göğüsünde bağlayıp. Herkes onun konuyla ilgili ne söyleyeceğini beklerken pür dikkat kesildiğinde, devam etti. "Senin içine ruh kaçmış.""Eh- Changsub-ssi, ne biçim saçmalık bu." dedi Eunkwang Minhyuk'un önünde oturduğu yerden kalkıp onun yanına giderek. Çabucak koluna girmiş ve Şamanı karşısına alıp tehditkar bir bakış atmıştı."Hayır, öyle değil." dedi Lee Changsub kendinden emin bir şekilde. "Çoktan içinden çıkmış zaten," Sonra Minhyuk'a döndü. "...Senin hatırladıkların geçmişten gelen kötü bir ruhun anıları.""Minhyuk hyungdan ne istiyormuş ki?" diye sordu Sungjae merakla."Sadece hayatını izlemek istemiş. Tehlikeli görünmüyor." Lee Changsub başını sallayarak ayaklandı ve eşyalarını toplamaya başladı. "Bir şey olmaz, böyle heyecanlar hayatın tuzu biberidir, endişelencek bir şey yok. Ben artık gideyim, başka randevularım var."Minhyuk sadece çabucak bitmesini istediğinden boynundaki boncukları çıkardı ve toparlanan adama uzattı. Bu sırada Sungjae bitmeyen ilginç sorularını sormaya devam ederken Lee Changsub'u kapıya geçirmeye koyuldu ve odandan çıktı. Kapının kapanma sesi duyulduğu an Minhyuk, Eunkwang ve Donggeun birbirlerine baktı ve anında kahkahayı bastılar."Ne oldu ya?" Sungjae odanın kapısında belirip yerde yuvarlanan üç arkadaşına hiç düşünmeden birkaç kahkaha ile katıldığında Minhyuk saçlarını yüzünden çekip onları izleyerek soluklandı. Bir önceki akşam geçirdiği kazadan geriye sadece başını çarptığı için oluşan kesiği kapatan küçük bandaj kalmıştı. Doğrusu uzun bir süredir böylesine katıla katıla güldüğünü hatırlamıyordu, Sungjae'ye daha sonra bu deneyim için teşekkür etmeliydi."Fotoğrafını-" dedi Eunkwang kahkahası arasından zorlukla. "Fotoğrafını çektiniz mi?"Donggeun yuvarlandığı yerden kalkıp telefonunda çektiği fotoğrafları onlara gösterirken herkesin yeniden bir kahkaha serisine tutulmasına sebep olmuştu."Gözümden yaş geldi." Eunkwang gözlerini silip avuçlarını yanaklarına bastırdı ve yeniden yerdeki mindere oturan Minhyuk'un omzunu sıvazladı. "Seni haftalardır böyle keyifli görmemiştim, nasıl hissediyorsun?""Eğlendim." dedi Minhyuk. Bu yanılgıları geride bırakıp bir daha düşünmemek için oldukça keyifli bir yöntem olmuştu. "Teşekkürler, iyi ki varsınız.""Her zaman yanında olacağımızı bilmeni istiyoruz." dedi Eunkwang ciddiyetle. "Ne olursa olsun, ne yaşarsan yaşa... Anladın mı?"Minhyuk başını sallayıp gülümseyerek onu onayladı. Yaşadığı tüm bu saçmalıklar ve olaylar bir noktada kendine verdiği değerin diğerlerinin gözündekiyle aynı olmadığını anlamasını sağlamıştı. Kim olduğunu biliyor muydu, emin değildi ancak onu olduğu şekilde tanıyanların var olduğunu farkına varmıştı.İlerleyen günlerde de, verdiği kararları tartıp nasıl hissettiğini anlamaya çalışırken geçmişte kendine karşı ne kadar acımasız olduğunu fark etmişti. Elinden geleni yaptığı halde kendine karşı bile yetersiz olduğunu düşünürken zayıf hissetmekten kaçınamamıştı. Şimdi tüm bu duyguları dizginlemeye çalışırken geçen bir hafta boyunca yeni bir anı hatırlamamış, üstelik hatırlamaya çalıştığında da başarısız olmuştu. Sinyallerin, okyanusun ve kırmızının olduğu görüntüler kaybolmuş, rüyalarında gördüğü anılara yenisi eklenmemişti. Üstelik terapisti de bu konuda iyi gittiğini söylemişti, gelecekte ondan duyacakları için heyecanlıydı.Kazadan bir hafta sonra evinde tembel bir öğleden sonra geçirirken gözü bir anlığına kanepede duran telefonuna takıldı. Yoon Soohee, o gün işi çıktığını söyleyip gittiğinden beri konuşmamışlardı. Minhyuk anılarla ilgili problemi çözmesinin yanında ısrarcı biri gibi görünmek istemediği için birkaç mesajdan sonra denemeyi bıraksa bile Yoon Soohee tarafından görmezden gelindiğinin farkındaydı. Belki de sözleriyle ileri gitmişti, yine de sebebini merak ediyordu.İlk seferde olduğu gibi merakına yenik düşüp onunla konuşmak istediğine karar verdi. Üzerine basit eşofmanlar geçirip siyah şişme montunu giydikten sonra evden çıktı ve Instagram hesabından adresini öğrendiği atölyeye doğru yola çıktı. Başta bunun doğru olmadığını düşünse de kendini en sonunda apartmanın girişindeki tabelalardan öğrendiği katta bulmuştu.Sadece kapıyı çalıp bekledi, eğer Yoon Soohee kapıyı açmazsa bunu da bir cevap olarak kabul edecekti. Ancak Yoon Soohee kapıyı açmaya karar verdiğinde, onu seramik hamurundan kirlenmiş bir önlükle görmeyi beklemediği için şaşırmıştı."Minhyuk-ssi." dedi Soohee, aslında onu gördüğüne sevinmiş gibi görünüyordu, fakat çok geçmeden gözlerini kaçırdı. "Cevap vermezsem, vazgeçersin diye düşünmüştüm."Dürüst bir kadındı, ilk buluştuklarında olduğu gibi düşündüklerini söylemekten çekinmiyordu, Minhyuk bunu kabul etmişti çoktan. "Nedenini anlamadım sadece..." dedi sessizce. "Eğer bir yanlışım-"Bu sırada beklemediği bir anda Soohee uzandı ve onun saçlarını alnından çekip yara bandına dokundu. Aniden ona karşı takınmaya çalıştığı soğuk tavrını değiştirmişti. "Ne oldu? Nasıl oldu bu?""Önemi yok, çarptım sadece." dedi Minhyuk, detayları es geçerek. "Eğer benden istediğin şey artık konuşmamamızsa, ben rahatsız etmem..."Soohee iç çekti ve bir süre sessizce gözlerine baktı. Bir şeye karar vermek ister gibi bir hali vardı. Öte yandan Minhyuk onun bu kararı vermesini beklerken yine anlamaya çalışıyordu. Anıları eskisi kadar net değildi, yine de bu kadını çekici bulduğunu itiraf etmeliydi.Ellerini tutup kendisini içeri çektiğinde Minhyuk adımlarının kontrolünü ona bıraktı ve şişme montunun yumuşak yakasını tutup kendine çekmesine izin verdi. Dudakları buluşurken bazı şeyleri sorgulamayı çoktan bırakmıştı.
Kazadan 11 gün sonra - Alfa
Bulunduğu odanın küçük penceresinden okyanusu izlerken geçmek bilmeyen günlerin canını sıkmaya başladığını düşünüyordu. Üzerinde bedenini saran kısa kollu tişörtü ve geniş kargo pantolonları ile simsiyah giyinmişti. Kollarını göğsünde birleştirip pencereden uzaklaştı ve bir zırhı andıran kapıya baktı. Son birkaç gündür gücünü toplarken bu odadan çıkmaya izni olmamıştı. Doğrusu bu duruma alışıktı ancak her seferinde görevin en sevmediği kısmının bu olduğunu yeniden hatırlamak zorunda kalıyordu. Sabah, takımdaki askerlerden Seo Eunkwang yanına gelene kadar sağlık çalışanları ve birim mühendisi Lee Changsub dışında kimseyi görmemişti.Beta evreninin gözlem görevinden planladığı sıçramayı başarıyla gerçekleştirdikten sonra kendine geldiği ilk anda rapor kaydını Lee Changsub'a teslim etmişti. Oraya giden ilk asker olduğunu biliyordu, bir evrene keşfe gönderilen takım olmayı haketmek için fazlasıyla çalışmak gerekirdi. Lee Minhyuk ve lideri olduğu takım bu seviyeye gelmek için çok yol katetmişti. Beta evreninde kendi takımından Seo Eunkwang'ı ve Yoon Soohee'yi, başka bir takımdan da Yook Sungjae'yi görmüştü. Bir de Shin Donggeun'ı... Gamma evrenindeki görevde yaşananların üzerine onu görmenin kendisinde büyük bir etki yarattığını itiraf etmeliydi. Shin Donggeun, lideri olduğu takımın görev sırasında kaybettiği ilk üyesiydi. Hala bir lider olarak bu konuda kendini sorumlu tuyordu.Raporda tanıştığı herkesi, gördüğü her şeyi anlatmıştı. Diğer aşamaya geçmek için emirleri beklemesi gerekiyordu.Gözlerini dikip baktığı kapı tesadüfen sanki Minhyuk'un bakışlarına daha fazla dayanamıyormuş gibi açıldığında Lee Changsub içeri girdi. "Neden ayaktasın?""Sıkıldım." Minhyuk omuz silkti ancak kuralları es geçmedi ve çabucak omuzlarını dikleştirip bacaklarını bir adım boyu ayırarak sağ eliyle sol bileğini tuttu. Ancak kurallarda olduğu gibi karşıya bakmak yerine Lee Changsub'u izliyordu. Herkes başına buyruk bir asker olduğunu biliyordu nasılsa, en çok da Lee Changsub. "Çıkar beni buradan artık.""İşte bu yüzden en sevdiğim asker sen değilsin." Lee Changsub şakaya vurarak durumdan hoşnut olmadığını dile getirdiğinde "Duruma göre fikrin değişiyor." diye onu yanıtladı Minhyuk göz devirerek."Rahatla da oturup konuşalım." dedi Changsub bıkkınlıkla yatağa otururken. "Göreve devam etmek için raporlarını üst birime sundum."Minhyuk önce bedenini rahat bıraktı ancak -Lee Changsub'un tahmin ettiği kadarıyla inatçı fıtratı yüzünden- oturmak yerine küçük adımlarla önünde dolaşmaya başladı. Bunu yaparken ellerini arkasında birleştirmişti. "Beta, buradan fazla farklı değil, sadece toplum daha küçük ve basit bir düzende yaşıyor gibi." Dahil olduğu görev, Beta evrenine yapılan ilk sıçramaydı. Pek çok kez geri dönülüp gözlemlenmesi gerekecekti."Peki Beta Lee Minhyuk konusunda ne düşünüyorsun?""İşe yaramazın teki, depresyonda... Garip bir mesleği var," Alayla güldü. "...Model. Bu işe ara vermeye karar verecek kadar zayıf ve zavallı." Sonra ekledi. "Ve her an kendini bir köprüden atmaya hazır.""Görevin sadece gözlemlemekti, Beta'ya giden ilk askersin, ama raporunda oradaki Minhyuk'un senin hatıralarını fark ettiğini söylüyorsun. Bana gayet güçlü bir bilinçmiş gibi geldi." dedi Changsub cevap olarak. Daha önce çok güçsüz bilinçlerle karşılaşmıştı ancak asker Lee Minhyuk'un gittiği her evrendeki bilinci güçlü kalmayı başarıyordu."Beta Yoon Soohee'yi görene kadar anılarım kafasında o kadar net değildi." Minhyuk gözlerini kaçırdı ve bu anıları şimdi anımsamamaya çalıştı. "Raporda söylemiştim, benim anılarım yüzünden onu tanıdığını düşündü."Lee Changsub, kendi dizine yaslanıp başını salladı ve kaşlarını kaldırdı. "Sabah Seo Eunkwang yanına uğrayacağını söylemişti belki sana anlatmıştır, uzun bir süre daha onu göndermeye hazır değiliz.""Biliyorum." Minhyuk başını salladı. Seo Eunkwang, Gamma'da yaşanılanlardan sonra bir süre sıçrama yapamayacağı fiziksel bir sorunla karşı karşıyaydı. "O bize katılana kadar, o olmadan da devam edebiliriz." Yeniden aynı şeyi yaşamaya hazır değildi, onu hazır değilken tehlikeye atamazdı. Bir takım lideri olarak ekibinden bir kişiyi daha kaybetmek istemiyordu. Yoon Soohee ile birlikte, görevin ilk aşamasını iki kişi olarak bitirebilirlerdi. Nasılsa oradayken Beta Minhyuk ve Beta Soohee tanışmıştı bile.Changsub, onun düşünürken kaşlarını çattığını fark etmiş olmalı ki "Yook Sungjae," diye ekledi. "...belki onu senin takımına transfer edebiliriz. Ama diğer evrendeki görevini yeni tamamladı, onun için de zamana ihtiyacım var.""Benimle bunları neden şimdi konuşuyorsun." dedi Minhyuk, yeniden kilitli kapıya bakıp. "Artık işime dönebileceğimi düşünüyorsan neden hala sağlık birimindeyim?""Kendi sağlığını hiç düşünmüyorsun, Lee Minhyuk.""Kaç gün oldu? On gün? İki hafta?" İç çekip başını geriye doğru attı ve sakin kalmak için çabaladı. "Geri döndüğümden beri bu odadan çıkmadım, hiç bu kadar uzun kalmamıştım."Lee Changsub, sadece sessizce dinledi. Lee Minhyuk'un, Changsub'a verdiği görev raporunun birimde büyük olay yarattığından henüz haberi yoktu. Alt birimlerde kimse tam anlamıyla neden olduğunu bilmese de üst birimler tüm odaklarını Beta keşif görevine yöneltmiş, daha önce gittiği çoğu evrenden taviz vermeden dönmeyi başaran takım lideri asker 11 HT 29'un bu görevdeki sorumluluğuna temkinli yaklaşmaya başlamıştı. Lee Changsub da sebebi bilmiyordu, ancak ne olursa olsun Beta, şimdiye kadar sıçrama gerçekleştirilen evrenler arasında Alfa evrenine en benzer çizgiye sahip olandı."Yoon Soohee nerede?" diye sordu Minhyuk Changsub'un gözlerine bakıp. "Takımımla konuşmak istiyorum, Yoon Soohee neden hiç gelmedi?""Sen biraz daha burada kalmalısın." Changsub ayağa kalktığında Minhyuk bir şeylerin hoşuna gitmeyeceği yönde ilerlediğini anlamıştı. "Soohee nerede?" Ancak Lee Changsub onu dinlemeden çıkmak için kapıya yönelmişti. Minhyuk hiç düşünmeden onu yakasından tuttu ve sırtını kapıya yaslayıp yeniden sordu. "Soohee nerede?"Lee Changsub göğsüne bastırılan güçlü kola rağmen bıkkın bir nefes verip gözlerini kapattı. Bunun yaşanacağını en başından biliyordu. "Yoon Soohee Beta'da." dedi, nihayetinde onun kollarından kurtulmak için, gerçeği söylemeliydi."Soohee'yi gönderdin mi?" Minhyuk kolunu serbest bırakıp bir adım geri attı. Sesi yükselmeye başlamıştı. Ancak birim mühendisine karşı bu şekilde davranmaması gerektiğini biliyordu. "Neden takımımdan birini gönderdiğinden haberim yok!?"Tüm bu düzenin içine kendisine ne söylenirse yapmaktan başka düşüncesi yokken hayal kırıklığına uğramış hissediyordu."Yoon Soohee üst düzey bir gizli görev için gitti. Buna kafama göre karar vermedim ben." dedi Changsub, onun kendisini dinleyip dinlemediğini anlamadan. Bu askeri herkesten iyi tanıyordu, herkesi uyarmıştı da."Ne sikimin görevinden bahsediyorsunuz siz? Görev içinde görev mi olur?" Minhyuk burnundan soluyor, hem anlamak için sakin kalmaya çalışıyor hem de kendini daha fazla tutamayacağını biliyordu. Geri döndüğünden beri bu odaya tıkılı kalmak katlanabileceği bir sorunken, takımına bir görevin ortasındayken müdahale edilmesi kesinlikle kabul edebileceği bir konu değildi. "Takımımım tek bir görevi var o da Beta keşif ve gözlemi.""Asker!" Lee Changsub da sesini yükselttiğinde Minhyuk hazır ola geçmese de duraksamış ve dikkatini ona vermişti. "Yoon Soohee en üst birim tarafından görevlendirildi.""Kurallar sadece siz beni burada tutarken mi var? Takımımdan birini benden habersiz göreve gönderemezsin, bu da kurallara aykırı." Minhyuk yatağın ayağına küçük bir tekme savurup ellerini beline yerleştirdi ve dudaklarını dişlemeye başladı."Duygularınla hareket ediyorsun. Yapma." Lee Changsub biliyordu, çoğu kişi gibi farkındaydı elbette. "Yasakları biliyorsunuz, takımdan biriyle birlikte olamazsın."Minhyuk'un buna verecek cevabı yoktu, nasılsa kendi çiğnediği kuralları herkesten iyi biliyordu. Kimsenin ona dokunmayacağı kadar değerli bir asker olduğunu da... "Ne zaman gitti?""Sen döndükten iki gün sonraki yaklaşmada." diye yanıtladı Changsub. Herkese öncesinde takım liderine bildirmeleri gerektiğini söylemişti ancak kimse onu dinlememişti. Gizli görev, takım liderinden bile gizli kalmalıydı ve Yoon Soohee, tüm bunları bilerek kabul etmişti görevi. "Uzun bir dalga, geri sıçraması otuz günden uzun sürebilir.""Bir sonraki yaklaşma ne zaman? Beni geri gönder." Minhyuk düşünmeden konuşmuştu. Sesini alçaltsa bile henüz sakinleşmemişti."Olmaz. Geri sıçradıktan sonra yedi hafta boyunca yeni bir sıçrama yapamayacağını biliyorsun." Bir sonraki yaklaşma iki gün sonraydı, ancak Lee Changsub birimin en iyi askeriyle bu riske giremezdi. "Seni yeniden gönderebileceğimiz zaman Yoon Soohee dönmüş olacak."Minhyuk gözlerini kısıp gergin bir hareketle saçlarını alnından geri itti. "Kurallarının umrumda olmadığını söyledim, teorideki saçmalıklardan ibaretler." Oysa pratikte onlarca paralel evreni ziyaret edip Alfa'ya sayısız kez başarı getiren kendisi olmuştu. "Beni. Beta'ya. Geri. Gönder!" Minhyuk yeniden tane tane konuştu."İleteceğim." dedi Changsub nihayet, sertçe. Bu sırada aralarındaki mesafeyi daha da açıp kapının kilidini de açmıştı. "Sadece bir delilik yapma." Doğrusu bu gizli görev saçmalığından kendisi de hoşnut sayılmazdı. Üstelik Yoon Soohee, başlangıç seviye keşif-gözlem standartlarına kıyasla uzun bir sıçramayla gönderilmişti. En azından Lee Minhyuk'u geri göndermek için çabalayabilirdi.
----- CHAPTER BREAK -----
TW: Şiddet Tasvirleri, Geçmiş Karakter Ölümü
Siyah.Uzun siren sesi.Kırmızı.Tekrar siyah.
Kırmızı.
Hiçlik.Gözlerini aralayıp bu karanlıktan kurtulmak için elinden geleni yapsa da hiçlikten kurtulmayı başaramamıştı. Hareket etmeye çalışmadan önce derin nefeslerini düzenledi ve gözlerini karanlığa alıştırmaya çalıştı. Terden alnına yapışan saçlarını çekmek istese de nedenini anlamadığı bir şekilde ellerini kaldıramadı.Geri dönmesine yalnızca bir şartla izin vermişlerdi. Nereye geri dönmesine? Hayır, biliyordu. Her şeyi daha net hatırlıyordu. 'Geri döndüm,' dedi kendi kendine. 'Soohee’ye burada olduğumu belli etmemek şartıyla.'Aslında kafasındaki her şey anlam kazanırken bir anda hiçbir şey mantıklı gelmemeye başlamıştı. Artık her şey berraktı, cevapları biliyordu, bildiği cevaplar kadar sorusu da vardı…Yeniden bedenini oynatmaya çalıştığında yanağını soğuk pürüzlü bir yüzeye sürttüğünü fark etti. Bu esnada geniş odada yankılanan kapı sesi kulaklarını adeta tırmalamıştı. Sağ omzundaki yükü hissederken kaşlarını çattı, göğsü sıkışıyordu. Ellerini yeniden kullanmaya çalıştığında bu kez bileklerinin sırtında bağlı olduğunu fark etti. Oturduğu sandalye ile birlikte yere çakılmış olduğunun da farkına vardığında bedenini sandalyenin sırtından ayırmaya çalıştı ve ayaklarını beton zeminde kaydırdı ancak başarısız oldu. Geçen birkaç günün anıları kafasında dönmeye devam ederken buraya getirildiğinden beri ne kadar zaman geçtiğini hatırlayamıyordu ancak bedeni çoktan güçsüz düşmüştü.Karanlıktaki görüş açısına giren ayakların akabinde odada bulunan tek bir ampül parlak bir şekilde yandığında gözlerini kıstı. Önünde duran, uzun deri ceketli adam çömelip kendisine bakarken bir yandan arkasında ışığı yakan adama seslendi. “Hyung, sence de zamanı gelmedi mi?” Sonra yüzüne ciddi bir ifade takınıp sandalyeyi kaldırarak düzeltirken Minhyuk’un da hala sandalyede oturduğundan emin olmuştu. “Biz de seni bekliyorduk, 11 HT 29.”“Neden bahsettiğinizi bilmiyorum.” dedi güçlükle. Neden bahsettiğinizi biliyorum, ama konuşmayacağım.Arkada kalan adam ellerini kabanının cebine sokup yanına ulaştığında bakışlarını ona çevirdi ve Minhyuk tam bu anda onu aslında tanıdığını hatırladı. Bu adama güvendiği için bir aptal olduğunu düşünüyordu. “Ilhoon-ah ona zaman ver.” Lim Hyunsik, sakince konuştuşunda Minhyuk onu izlemeye devam ediyordu.“Sen…” dedi adının Ilhoon olduğunu öğrendiği adam. Sandalyenin sırtını tutup yüzüne yaklaşmıştı. “…bir ölüm makinesisin. Hyung, işini burada bitirsek olmaz mı? Nasılsa arkadaşları kendini öldürdüğüne şaşırmazlar.”“İleri gitme. Onun gibi güçlü biri işimize yarar.” Lim Hyunsik onu sakince uyarıp boynunu gevşetti ve sözlerinin aksine paltosunun cebinden çıkardığı silahı Minhyuk’a doğrulttu. “Seni burada öldürsek dahi konuşmayacağını biliyoruz, asker.”“Söyledim.” dedi Minhyuk zorlukla. “Bahsettiğiniz hiçbir şeyi anlamıyorum.” Bunun için eğitilmişti, inkar işe yaramazsa susacaktı. Ancak anlam veremediği konu, bu iki adamın tüm bunları ve Alfa’da olanları nereden bildiğiydi. Beta’ya gönderilen ilk asker kendisi olmuştu, Yoon Soohee ikinci olmalıydı… Onlar da Alfa evreninden mi gelmişti?Peki ya tüm bunların yanında Soohee güvende miydi?Buraya getirildiğinden beri bu iki adam tarafından kendisine sorulan soruları tekrar hatırlamaya çalıştı. Yaklaşmayı sormuşlardı, görevi ve ne kadar hatırladığını… Komutan’ın yerini de…Doğrusu tüm bunları düşünmek başını döndürüyordu, tüm bedeni acıdan uyuşmuştu. Ilhoon, çenesini kavrayıp onu kendine bakmaya zorladığında gözlerini kaçırmadı, bu adamları Alfa’dan tanıyıp tanımadığını anlamaya çalışıyordu. “Bana bak asker, seninle aynı eğitimi aldım. O yüzden konuşman konusundaki beklentim sıfır.” Cümlesi bittiğinde sırıttı ve bundan keyif alıyor gibi onu izleyerek birkaç adım uzaklaştı. "Ama biraz daha burada takılabiliriz diye düşünüyorum."Öte yandan Minhyuk, onları daha önce görmediğine ve Alfa’dan tanımadığına emin olmuş, bakışlarını Lim Hyunsik’e çevirmişti. “Neden yapıyorsunuz bunu?”“Bizi ciddiye alıp dinle diye.” dedi Ilhoon, Hyunsik’le aynı uzaklıkta karşısında dururken. “Bir süredir gelmeni bekliyorduk, geri dönmediysen bile döndüğünde bunları hatırlayacaksın nasılsa.”Minhyuk derin bir nefes alıp yutkundu ve bir anlığına gözlerini kapattı. Her şeyi anlıyordu, ancak bu manasızlığı nasıl öylece kabul ettiğini anlamıyordu. Geçmişte de kim olduğunu bilmiyordu, evet, ama kendine kim olduğunu sormaktan daha önce hiç bu kadar korkmamıştı, hem sırası da değildi bu sorunun. Ama bildiği tek şey vardı ki, o hem Minhyuk hem de 11 HT 29’du, olabilecek en mutlak şekilde.“Anlatın.” dedi güçsüzse gözlerini geri açarken. Ne kadarını anlayacağını bilmiyordu bile, sadece bitsin istiyordu. Sorularını kendine sormak ve cevaplamak için önce bu durumdan kurtulmalıydı.Lim Hyunsik, yavaş adımlarla ona yaklaştı ve diğer cebinden çıkardığı kübik figürü gösterdi. “Hatırlıyor musun bunu?”Minhyuk kaşlarını kaldırdı. İlk andan beri tanıdık gelse de ne olduğunu bilmiyordu. “Çalışma masandaydı.”Hyunsik gülümseyip geri çekildi ve başını kaşırken devam etti. “Hatırlamadın, değil mi? Belki seni konuşturmanın tek yoludur diye düşünmüştüm… değilmiş.”“Bulmaca gibi konuşuyorsunuz, hakkında bir şey bilmediğim bir konuyu anlamamı bekliyorsunuz…” Minhyuk dişlerini sıktı."Alfa evren," dedi Lim Hyunsik bıkkınlıkla, "…hepimizin hayatını mahvettiği yetmezmiş gibi tüm diğer evrenleri sömürürken bu baskıcı ve bencil kuvvetin tarafında olmaya devam edebilirsin. Ama bize katılmak istersen seni bekliyor olacağız."Alfa’nın güçlü ve mutlak üstün evren olduğu doğruydu ancak Minhyuk bunun baskıcı br yanı olduğunu fark etmek için bunu kendini 'karşı taraf' olarak tanımlayan birinden duymaya ihtiyacı yoktu. İdealleri için çalışmıştı ve tüm evrenlerdeki benliği kendisinin bir parçasıydı.
Evet, bir parçasını daha bulmuştu ve kim olduğu sorusunun cevabına böylece yaklaşmıştı.
Ilhoon, durumdan memnun olmamış gibi gözlerini devirdi, anlaşılan Minhyuk’un onların tarafına geçmesini istemiyordu. “Gamma’da olanları hatırlıyor musun?”Minhyuk, Gamma’yı duyduğu an nefesini tuttu ancak onlara belli etmemek için mimiklerini oynatmadı.“Ne olduğunu anlamadan saldırıya uğradınız, değil mi?” Hyunsik tam önüne geldiğinde çömelip yüzlerini aynı hizaya getirmişti. “Ben söyleyeyim, saldıranlar Gamma’dan değildi, Alfa’nın içinden bir isyandı. Ve üst birimler bunun gayet de farkındaydı. Sizin de öğrenip bir aydınlanma yaşamanızı isteniyorlar sadece…"Nihayet ona söylemek istediklerini söylediği için yeniden kalktığında Ilhoon ekledi. “Bizdik yani.”Artık hislerini belli etmemek öyle zordu ki Minhyuk konuya karşı umarsız görünmeye devam edebilmek için yeniden bileklerini ve bedenini sandalyeye bağlayan ipleri zorlamaya çalıştı. En azından bu şekilde tepkisini gizlemeye çalışmış olsa da karşısındaki adamların Gamma’da yaşanan olayın sorumlusu olduğunu öğrenmek, kontrol etmekte zorlandığı bir öfke doğurmuştu. Bunca zaman Shin Donggeun’ın ölümünden takım lideri olarak kendisini sorumlu tutmuştu ve sorumluluğun bir başkasına ait olduğunu fark etmek ilk kez o tüm acımasız duyguları kendinden başkasına karşı beslemesine sebep olmuştu.“Bitti mi?” diye sordu yere gergin bir tekme savurup. “Bırakın beni artık.”Buradan çıkması, Soohee’nin iyi olduğundan emin olması ve öğrendikleri üzerine uzunca düşünmesi gerekiyordu.Ilhoon, onun yüzünü yeniden kavrayıp kendine çevirdiğinde Minhyuk, ifadesinin aksine gözlerinden yavaş ve belirsizce süzülen yaşları fark etti. “Alfa’nın benden neleri aldığını tahmin bile edemezsin.” dedi dişlerini sıkarak. “Söylediklerimizi iyice düşün. Yoksa Yoon Soohee ile benzer bir münasebet yaşamak zorunda kalırız.”“Söylediklerinden,” dedi Minhyuk sinirle. “…bi sikim anlamıyorum.” Öfkesinin sebebi elbette anlamamsı değil, Soohee’yi bu işe dahil etmeleriydi ancak bu şekilde ifade etmek şu an onun için en kolay yoldu. Karşılığında göğsüne yediği tekme sandalyenin yeniden devrilmesine sebep olurken gözleri de kararmıştı. En son duyduğu sözün, "…tahmin ettiğinden yakınım…" olduğunu hatırlıyordu.
“Oh- Donggeun, evet…”
Başının arkasındaki keskin ağrıyla gözlerini kıstı. Önceden bulunduğu yerin rutubet kokusuna kıyasla fazla temiz kokuyordu. Bulunduğu yer, etrafa bakabilmesi için fazla aydınlıktı. Duyduğu sesin kime ait olduğunu anlamak için sesi takip etmeye çalıştığında etrafını saran perdedeki aralıktan telefonla konuşan kadını gördü.“Evet, onu kapının önünde buldum.” Yoon Soohee, başını tutarak perdeye döndüğünde onun güvende olduğunu görüp rahatlamış ve kaldırmaya çalıştığı başını yastığa geri koymuştu.“Görmen gerekiyor, o iyi ama bir sorun var…” Soohee perdeyi açıp uyandığını gördüğünde derin bir nefes verdi. "…çabuk gel, uyandı."Minhyuk daha Soohee ile ilgili her şeyin yolunda olduğundan emin olamadan Soohee perdenin arkasında birine seslendi. "Buraya bakabilir misiniz lütfen?""Soohee…" dedi zorlukla. Ne olduğunu sormak istiyordu, kafası hala bulanıktı.Soohee geri dönüp iç çekti ve yatağın yanına çömelip kaşlarını çattı. "Herkes iki gündür seni arıyordu, Donggeun dün bana seni görüp görmediğimi sordu, neredeydin?"Minhyuk bir süre boşluğa baktı ve açıkça yalan söyledi. "Bilmiyorum."Bu sırada doktor perdeyi açıp beklemeden bir takım kontroller yapmaya başladığında Soohee ayağa kalkıp geri çekilmiş ve tüm olanı dudaklarını kemirerek uzaktan izlemişti. Minhyuk nasıl bu hale geldiği sorulduğunda cevaplamayı reddetmiş, sürekli sorun olmadığını söylemişti. Muayene sona erip doktor bölmeden ayrılırken gücünü toparlaması için birkaç ilaç ve istirahat önermiş, akabinde elinde bir serumla gelen hemşire, serum bittiğinde ayrılabileceğini söylemişti. Kimseye ne olduğunu anlatmazsa, iş gereksiz yere büyümezdi, Alfa’nın sorunları Beta’da çözebileceği sorunlar değildi ve biraz dinlenirse iyi olacağını kendisi de biliyordu.Normal şartlarda bir evrene yapılan ilk sıçramalar adım adım gerçekleştirilir, sıçrama gerçekleştirilen evrendeki bilince fazla gelmemesi için her seferinde biraz daha kendini göstererek ilerlenirdi. Ancak bu istisnai görev, ikinci sıçramada bilincini Beta’daki bilince açmasını gerektirmişti, üstelik buraya sıçradığı anda Beta’daki bedenin güçsüz durumu göze alındığında, bunu hedeflememiş bile olsa bilincini gizlemenin zor olacağını biliyordu. Beta yanı bilincini ve anılarını öyle kabullenmişti ki, Lee Changsub’a Beta Minhyuk’un aslında sandığının aksine güçlü olduğu konusunda hak verdi.'Güçlüyüm.’ diye düşündü. Kim olduğunu sormak kafasında dönen her şeyi gözden geçirince artık korkutucu değildi. Hangi evrendeki anılarını hatırlarsa hatırlasın her zaman Minhyuk olacaktı, birlikte en güçlü haliyle, bir bütün olarak.Öte yandan Lee Changsub, Yoon Soohee’nin de bilincini açacağını söylemişti ona. Gizli görev, izlemeye odaklı değildi, ve şimdi karşısındaki Yoon Soohee kendisi gibi iki evrendeki bilinciyle bir bütün olmalıydı."Hastaneye nasıl geldim?" diye sordu, hala perdelerle bölünmüş alanın bir köşesinde bekleyen Yoon Soohee’ye. Beta’ya döndüğünü hatta bilincini bütünüyle açtığını söyleyemezdi ancak gelir gelmez yaşadıkları yüzünden göreve bağlı kalma hevesini kaybetmişti."Nasıl bu hale geldin?" diye sordu Soohee, atölyedeki akşamdan sonra görüşmemişlerdi. Atölyedeki akşam… Soohee buraya çoktan gelmiş olmalıydı."Düştüm." dedi başından savmak için. "Merdivenlerden yuvarlandım, sonra bir şeylere çarptım." Yoon Soohee’nin ne yaptığını anlamakta zorlanıyordu, neden ona yakınlaşmıştı? Neden o akşamı birlikte geçirmişti?"Geçen gün de düşmüştün." Soohee kızarak kollarını göğsünde bağladı. "Yürümeyi falan mı bilmiyorsun yoksa yürüyen yalan makinesi misin?"Minhyuk yanıtlamadı çünkü yalan söylediğinin belli olduğunu biliyordu. Ama yine konuşmak istemezse konuşmayacağından kendinde olanları gizli tutma hakkını buluyordu, en azından Alfa’ya geri dönüp Soohee ile bir takım toplantısı yapana kadar."Seni atölyemin kapısında buldum." dedi Soohee endişeyle. "Ondan önce kimse haber alamamıştı, telefonun da evdeymiş.""Annemler-""Onlarla Donggeun konuştu." dedi Soohee çabucak. "Bugün polise haber vermeye hazırlanıyorlardı, işin ciddiyetini anlamıyorsun.""İşin ciddiyetini anlıyorum." dedi Minhyuk, eliyle yüzünü kapatıp. "Sadece bu konuyu kapatmak istiyorum." Çünkü polisle çözemeyeceğimi biliyorum.Bu olayın tanıdığı Yoon Soohee’nin dikkatini çekeceğini ve o gizli görev her neyse ona ek olarak inceleyeceğini adı gibi biliyordu. Öte yandan Beta’daki ilişkilerinin anlamlandırılamaz hali, onunla konuşurken temkinli olmasına sebep oluyordu ve bu durum şüphe çekebilirdi. Kendi takımından birine karşı temkinli olmak berbat bir histi. Bu yüzden sadece kendisi olmaya karar verdi ve düşünmeden onun elini tuttu. "Yanımda olduğun için teşekkür ederim."Soohee önce tuttuğu eline bakıp ardından bakışlarını gözlerine çevirdi. "Çok endişelendim, şimdi gerçekten de iyi misin?"Minhyuk gülümseyip başını salladı. "Donggeun’a gelmemesini söyle, eve gidince annemi ararım. Beni böyle görmelerini istemiyorum.""Tamam." dedi Soohee telefonunu çıkarırken. "Ama bu konuyu tekrar konuşacağız.""Elbette." dedi, Minhyuk fısıldayarak, onun perdenin dışına çıkmasını izlerken. "Bolca konuşacağız."
----- CHAPTER BREAK -----
Bu yıldızsız, soğuk gece aklında dolaşan fikirler kadar karanlıktı. Ancak şaşırtıcı bir şekilde ona huzur veren şeylerden biriydi yanaklarını kesen soğuk rüzgarlar. Soğuğun bir kokusu olsaydı nasıl tarif edeceğini düşünürken zihninin aradığı boşluğu okyanus kokusu ile doldurduğunu fark etti. Alfa’dayken deniz kenarındaki merkez binasındaki terasta böyle karanlık ve yıldızsız gecelerde Soohee ile buluştuğu günleri anımsatıyordu. Şimdi nehre bakan bir tepedeki parkın korkuluklarına yaslanmış, geçirdiği günün yorgunluğunu kafasından silmeye çalışarak ellerini ısınmak için ceplerine sokan kadını izledi. Kafasını karıştıran her şeyi anlamıştı, hislerini anlamıştı, iki benliğini de hiç olmadığı kadar kendisi olarak kabul etmişti ancak Yoon Soohee’nin nasıl hissettiğini merak ediyordu.Elbette insanlar gün boyu ona iki gündür nerede olduğunu sorarken, neden yüzünde ve bileklerinde çürükler olduğunu sorarken, bir de üstüne Alfa benliğinin en başında Beta benliği zayıf gördüğünü bilmek onu üzmüştü. Ama şimdi bir bütün olarak bilincinde her açıdan güçlü olduğunu hissediyor ve kendisinden özür diliyordu. Özellikle Alfa bilinci ile tanışmadan önce kendine karşı tahmin ettiğinden acımasız olduğunu fark etmişti, oysa kendisi olmaktan başka amacı yoktu.Peki Yoon Soohee de kendisi gibi iki benliğini de kabul etmiş miydi, ne kadar güçlü biri olduğunu bilerek? Hem de Beta’ya gerçekleştirdiği ilk sıçramasında."Yıldızları özlüyor musun?" diye sordu Soohee, sessizliği bölmek için."Karanlığı daha huzurlu bulduğumu söyleseydim, güler miydin?" Minhyuk düşünmeden cevapladığı için kendine kızdı, Soohee’nin alfa Minyyuk’un burada olduğunu bilmemesi gerekiyordu. Oysa onu Lim Hyunsik ve Ilhoon denen adam konusunda uyarabilmek için her şeyi yakmaya hazırdı. Öte yandan, Soohee buraya onun detaylarını bilmediği bir görev için gelmişti ve onlardan çoktan haberi olması ihtimalini de gözardı edemezdi."Hayır, seni anlardım." Soohee cebinden çıkardığı ısıtıcıyı ona uzatıp almasını beklerken ekledi. "Bugün yorulmuş olmalısın, yine de geldiğin için teşekkürler.""Sadece, yaşananların üzerine fazla düşünmek istemiyorum." Lim Hyunsik ve onun tüm bağlantılarını araştırmaya başlamıştı bile, en azından arama motorlarından ve sosyal medyadan… "Bu sırada ailemi ve arkadaşlarımı üzmüş olabilirim." Şimdi onları düşünmenin sırası değildi."Donggeun bahsetti." dedi Soohee çekinerek, sürekli arkadaşına onu sorduğunu belli etse de artık umursayacak durumda değildi. "Bugün doğum gününmüş ama kimseyle kutlamamışsın."Minhyuk gözlerini kapatıp başını geriye attı ve elini ısıtıcıyı da tutarak cebine soktu. "Geçen hafta Eunkwang için buluşmuştuk zaten, şimdi öyle bir etkinliğe gücüm yok.""O zaman…" Soohee korkuluklara yaslanıp gözlerini kaçırdı. "…belki başka bir gün konuşuruz.""Hayır, geldim bile." dedi Minhyuk onun yanında korkuluğa yaslanıp. "Söylemek istediğin her neyse şimdi duymak istiyorum." Soohee’ye yakın olmak, onu bilmediği olası tehlikelerden korumak istiyordu. Ne zaman çağırırsa gelirdi, ne isterse yapardı. Kendisinden ve birim mühendisi Lee Changsub’dan gizlenen görevi her ne olursa olsun, ona güveniyordu.Yoon Soohee yaslandığı yerden doğrulup bedenini yavaşça ona döndürdü ve derin bir nefes aldı. Önce onun cebindeki ellerini çıkarmasını sağlayıp tutmuştu. Sonra gözlerine baktı ve tane tane konuştu. "Ben, anlaşmalı olarak nişanlanıyorum.""Ha-" Minhyuk’un kaşları çatılmış bir şekilde bakışlarını tutuşan ellerinden kaldırıp onun gözlerine baktı. Yoon Soohee Beta’da nasıl bir durumun içine düşmüştü?"Yakında ailemin istediği biriyle nişanlanıyorum." Soohee gözlerini kaçırıp ellerini geri çekti. "Seni en başta görmezden gelme sebebim buydu.""Peki sen bu evliliği istiyor musun?" diye sordu Minhyuk onun gözlerini yakalamaya çalışırken. "Neden bunu kabul ediyorsun?" İçinde büyüyen öfkeyi hissediyordu ve bunun Alfa bilincine ait olduğunu bir şekilde biliyordu. Ancak kontrol etmeliydi. Tepki verirken sadece Beta’daki ilişkilerini göz önünde bulundurmalıydı."Şimdi başka çarem yok, lütfen bunu sorma." Soohee kollarını kendi bedenine sarıp kendi etrafında birkaç adım atarak dolanmaya başladı. "Onunla konuştuk, o da bu durumdan memnun değil, sadece rol yapacağız." Derin nefesler almaya başladığında Minhyuk ona yaklaşıp omuzlarını tuttu. Sakinleşmeye ihtiyacı olduğunu düşünmüştü.Soohee önce nefesini düzenledi, sonra gözlerini kapatıp hiç beklemediği bir anda ona sıkıca sarıldı. Bir süre öylece başını omzuna yaslayıp beklemişti. Doğrusu Minhyuk onun neden böyle bir şeyi kabullendiğini anlayamayacak kadar tanıyordu onu, belki de Beta Soohee’nin hayatına uyum sağlamak zorunda kalmıştı ve onu asıl boğan buydu."Benim sana asıl sormak istediğim şey…” diye fısıldadı Soohee, sesi sakin ancak durgundu. “Yanımda kalmak istiyor musun hala?"Minhyuk önce ondan ayrıldı ve iki adım geri atarken onu omuzlarından tutarak dik durmasını sağladı. Böylece yüzüne bakabilmişti. “İstiyorum.” dedi kendinden emin bir şekilde. Hangi şartlarda olursa olsun yanında olmalıydı. “Senden hoşlanıyorum.” Bunu onun yüzüne Alfa’dayken de bu kadar açık söyleyebilmeyi dilerdi. Soğuk elleriyle onun yanaklarını tutup yüzüne yaklaştı. “Bir yolunu bulacağını da biliyorum...”Soohee dolan gözleriyle ona bakıp sıcak nefesini aralarını dolduran soğuk havaya verdi. “Ben de senden hoşlanıyorum Lee Minhyuk. Etkileyicisin.” Minhyuk’un elleri yanaklarını ısıtırken gülümseyerek ellerini tutmuştu. “Yanımda olduğun için teşekkürler.”Bu olayın da peşini bırakmayacaktı. Yoon Soohee’ye yakın olmak istiyorsa bunu yapmak zorundaydı. Yoon Donghwan’da en başından beri hoşlanmadığı şeyler vardı ve Minhyuk kesinlikle arkasını kurcalamak istiyordu.“Atla, hyung!” Sungjae başını kırmızı Ferrarisinin ön camından çıkardığında Minhyuk düşüncelerinden sıyrılıp gülümsedi ve zaman kaybetmeden arabaya bindi. Otururken siyah paltosunu düzeltmiş rüzgarda dağılan saçlarını yeniden alnını açık bırakacak şekilde geriye atmıştı. Alfa’dan buraya sıçradığından beri beş gün olmuştu ve döndüğü an yaşadıklarından sonra kırdığı ailesi ve arkadaşlarının gönlünü almayı başarmıştı.“Kendim gidebilirdim Sungjae-ya.” dedi dikkatle kemerini takarken. “Yine de geçerken aldığın için sağ ol.”“Aklın havada Minhyuk hyung, araba kullanmana izin veremem.” Kazayı geçireli iki hafta olmuştu ancak arkadaşları aklının havada olduğu bahanesiyle onu henüz direksiyona oturtmamak konusunda ısrarcıydı. Onlara endişeleri konusunda hak veriyordu elbette, ancak olayları tüm yüzüyle görmelerini isterdi. En azından Alfa Yook Sungjae’nin de çok yakında kendi takımına katılıp Beta’ya geleceğini bildiğinden şimdilik uyum sağlamaya karar verdi. “Sen de başlama lütfen Sungjae-ya.”“Kızma ama," dedi Sungjae gözlerini yoldan ayırmadan. "…bu davete gitmek beni huzursuz ediyor. Sergi gününü hatırlatıyor.”“Bana da…” dedi Minhyuk, ona bir cevap olması adına. "Ama hep böyle yaşayamayız, değil mi?" Doğrusu o olayın da Yoon Donghwan ile ilgili olduğuna hala emindi, bu adam tüm dikkatleri üzerine çekmemek için soruşturmanın üzerini kendisi kasıtlı olarak kapatmış bile olabilirdi."Neden çağrıldığımızı da anlamadım zaten…" Sungjae ona kısa bir bakış attı. "Yoon Soohee ile aranızda tam olarak ne var hyung?" Sanki aralarında geçen şeyin farkında olduğunu ima ediyordu.Minhyuk derin bir nefes aldı. Her şey yeterince zordu, Lim Hyunsik’in bağlantıları karmaşıktı, yalnızca Ilhoon denen adamın soyadını öğrenebilmişti ve Soohee’nin istemediği biriyle anlaşmalı bir evliliğe adım atıyor olmasına hala öfkeliydi. Üstelik nişanlanacağını ösylediği geceyi onunla geçirmiş olması hiç yardımcı olmuyordu. "Yakın bir arkadaş, yorucu gününde yanında olmamı rica etti sadece. Hepinizi çağıracağını bilmiyordum.""Öyle diyorsun yani, hm-" Sungjae inanmadığını açıkça belli etse de üzerine gitmedi."Bu arada, sen şu Lee Changsub’u nereden tanıyorsun?" diye sordu Minhyuk, hem konuyu değiştirmek hem de ona ulaşmak istediği için."Arkadaşlarımdan almıştım numarasını, neden?""Ona sormak istediklerim var.""Hyung, fazla ciddiye almıyorsun değil mi?" Sungjae iç çekip yeniden ona baktı ancak Minhyuk başını iki yana sallayıp gözlerini kaçırdı. "Hayır, o konuyla alakalı değil, eskiden tanıdığım birine benzettim.""Tamam, tamam…" Sungjae telefonunu Minhyuk’a uzattı, "Şifre 666666, numarayı kendine gönderip bir de navigasyonu açar mısın? Salonun yerini tam bilmiyorum."Minhyuk kendine söyleneni yaparken kutlamanın yapılacağı salona yalnızca beş dakika kaldığını fark ettiğinde nefesini tuttu. Karşı çıkabilmeli, bu saçmalığı durdurabilmeliydi. Kendine nasıl hakim olacağını bilmiyordu ama nişanın kutlanacağı bu davete katılacağı konusunda Soohee’ye söz vermişti. Böylece Yoon Donghwan’a da yakın olabilirdi.Yemeğin verildiği salon sarı ışıklarla aydınlatılmıştı, duvarlar ve masalar mütevazi çiçeklerle süslüydü. Sergiye kıyasla daha özel bir toplantıydı ve Sungjae’nin de vurguladığı gibi buraya ait hissetmek zordu. Soohee’nin yanında olmak için, diye tekrarladı içinden. Ondan uzaklaşmamak içindi her şey.Önce büyük masanın etrafında tanıdık bir yüz bulmayı umdu, fakat arkasından yaklaşıp omzuna dokunan Donggeun’ı fark ettiğinde gülümsemeye çalışarak salona hemen arkasından giren arkadaşlarına baktı. Donggeun ve Eunkwang birlikte gelmişlerdi, Donggeun aralarında bu aileye yakın sayılan tek kişiydi."Dışarıda arkanızdan seslendik, ama duymadınız." dedi Eunkwang büyük masanın uzak misafirler için uygun olduğunu tahmin ettiği bir tarafına otururken. Sungjae onun ve Minhyuk’un ortasına oturmak istediğini belirtmiş, Minhyuk da diğer yanına yerleşen Donggeun ile birlikte oturmuştu.Donggeun tam otururken ona masanın tam karşısına oturan kişiyi gösterip, "Hyung, Lim Hyunsik bir süredir görüşmediğinizi söyledi." dediğinde Minhyuk duyduğu isimle çakılıp kalmıştı. Omuzları gerilirken yavaşça oturup tam karşısındaki adama baktı. Lim Hyunsik karşısında, hiçbir şey olmamış gibi gülümseyip el salladığında nefesini tutup Donggeun’a döndü. "Ben… Başka birine gideceğim."Yoon Soohee’nin nişan yemeğiydi burası, Seo Eunkwang, Yook Sungjae, herkes buradaydı. Bu adamlar ona sahiden tahmin ettiğinden de yakındı. Arkadaşlarına belli etmeden etrafı yokladı, diğer adam Jung Ilhoon da burada mıydı? Hayır… Yoon Soohee zaten onların kim olduklarını biliyor muydu?Davetliler masayı doldururken gözü tanıdık olan başka bir yüze takıldığında bir süre onu izledi. Masada onlardan uzakta Lim Hyunsik’in oturduğu tarafın diğer ucuna oturan çift herkese gülümserken göz göze geldiklerinde onlara başıyla selam vermek zorunda hissetmişti. Bu kahverengi saçlı uzun boylu adam Cha Junsu olmalıydı, Alfa’da karşıt düşünceleri sebebiyle infaz edilmişti. Minhyuk, Alfa’daki üste, infaz kararının verildiği toplantıyı hatırlıyordu. Diğer takım liderleriyle birlikte olup biteni duygusuzca izlemek zorunda kalmıştı."İyi misin hyung?" Donggeun kulağına eğildiğinde kendini toparlayıp başını salladı ve meraklı bir yüz ifadesi takınmaya çalıştı. "Şuradaki çift kim?"Donggeun önce arkasına yaslandı ve çaktırmadan o tarafa bakmaya çalıştı. "A- Soohee noonanın annesi ve onun eşi, babasıyla o küçükken boşanmışlar."Minhyuk başını sallayıp onaylarken Sungjae elinde incelediği altın renkteki kaşığı bırakıp sohbete dahil oldu. "Biz bu aile toplantısında ne yapıyoruz hala anlamadım ki.""En azından yemeğin tadını çıkart Sungjae-ya." Eunkwang onun omzunu tutarak Sungjae’nin arkasının Minhyuk’a doğru eğildi. "Daha sonra bu konuyu konuşacağız, bir şeyin farkında değiliz sanıyorsan yanılıyorsun.""Neden bahsettiğini bilmiyorum." dedi Minhyuk gözlerini yeniden Cha Junsu’nun üzerine çevirirken. Karşıt görüşlerinden dolayı infaz edilen birinin ve isyancıların Beta evreninde aynı masaya oturuyor olması onu huzursuz ediyordu.Yoon Donghwan da masada, Cha Junsu’nun tam karşısına oturduğunda tüm davetliler yerini almış, yemeğin asıl amacı olan nişan töreninin sahiplerinin masanın başındaki boş sandalyelere gelmesi için beklenilmeye başlanmıştı. Beklemek Minhyuk’u daha çok gererken zaman zaman tam karşısında oturan Lim Hyunsik ile göz göze geliyor, hiçbir şey olmamışcasına gülümsemesine katlanması gerekiyordu. Bu sırada daha önce kendisine gösterdiği kübik figürü düşünmek için zaman bulmuş ancak onu Alfa’dan hatırlamadığına yine ve yeniden emin olmuştu.Yoon Soohee’nin, Minhyuk’un sırtının dönük olduğu kapıdan girdiğini anlaması masadaki mütevazi alkışlar sayesinde oldu. O gelip, yanındaki adamla birlikte masanın başına oturana kadar ona bakacak cesareti kendinde bulamamıştı. Ancak bakışlarını kaldırdığı an yanında gördüğü yüzle nefesini tuttu ve masadan ayaklanmak istedi. Cebine beyaz bir çiçek iliştirilmiş lacivert ceketiyle Jung Ilhoon, yıldızlı bir gece gibi parlayan lacivert elbisesi içinde Yoon Soohee’nin yanında herkesi selamlıyor ve geldikleri için teşekkür ediyordu. Minhyuk etrafına baktı, onları alkışlayan Lim Hyunsik, henüz hiçbir şeyden haberi olmayan Seo Eunkwang ve bir daha asla tanıdığı kişi olmayacak olan Shin Donggeun…Alfa’da duygularını saklamak türlü için eğitimler almıştı, peki neden şimdi içinde biriken sayısız duyguyu saklamakta zorlanıyordu? Zayıf Beta benliği yüzünden mi? Hayır, kendisine bir kez daha zayıf olduğunu hissettirmeye izin vermeyecekti, her şeyi bir bütün olarak kabul etmiş olabilirdi ancak güçlü olduğunu da kanıtlayacaktı. "…bizimle bu anı paylaştığınız için teşekkürler."Duygularıyla boğuşup onları belli etmemek için çabalarken Jung Ilhoon’un uzun konuşmasının ne zaman bittiğini bile fark etmemişti. Konuşmanın bitip de servislerin başlamasını bahane ederek Sungjae’nin kulağına lavaboya gitmesi gerektiğini fısıldayıp masadan kalktı ve nasıl attığını bilmediği adımları geldiği koridora yöneltti.Önce yüzünü yıkadı ve sakinleşmek için derin nefesler aldı. Onu uyarması gerekiyordu. Alfa’ya geri dönmelerine yaklaşık olarak iki hafta vardı. Üstelik buraya gelmek uğruna kabul ettiği tek şartı çiğner ve Soohee’ye burada olduğunu söylerse ne ile karşılaşacağını da bilmiyordu."Minhyuk…"Yoon Soohee’nin sesini duyduğunda açık bıraktığını fark ettiği musluğu kapatıp doğruldu ve kaşlarını çattı. "Burada olmamalısın-" Minhyuk daha cümlesini tamamlamadan Soohee ona sıkıca sarıldığında gözlerini kapatı ona sıkı bir sarılmayla karşılık vererek duygularının hepsini birden atıyormuş gibi hissettiren bir iç çekişle alnını alnına yasladı. "Neden kendine bunu yapıyorsun?" diye sordu, bir cevap alamayacağını bilerek. Ona bunun o gizli göreviyle bir ilgisi olup olmadığını sorabilmek isterdi."İçeriye dönmelisin." diye fısıldadı sakince."Özür dilerim." Soohee kollarını onun boynuna dolayıp dudaklarına yaklaştı. "Masadan kalktığını gördüğümde dayanamadım.""Belli miydi… yüzüm…" Minhyuk dudakları birbirine dokunurken kurmaya çalıştığı cümlelerden vazgeçse de Soohee’nin araya net bir "Hayır." sıkıştırdığını duydu. Ona verdiği her küçük öpücüğü daha uzun bir öpücük takip ederken kalçası lavaboya yaslanmıştı. Ne yaptığını ve neden yaptığını anlamıyordu, aslında onu anlaşmalı olarak nişanlandığı adam hakkında mümkün olduğunca uyarmak için elinden geleni yapması gerekirken burada sadece huzur bulmaya çalışıyordu.
Aptalcaydı.
Sonra aniden kendi kendini susturup yeniden anın tadını çıkardı. Bir açıdan Alfa’da olanlar ve görevler o kadar umrunda değildi ki o sadece ne hissettiğinin tadına varmak ve kendisi olmak istiyordu.
Ve böylece Beta’daki benliğinin sandığının aksine güçlü olduğunu anlamıştı.
"Bu adam da kim?"Duydukları sesle birbirlerinden ayrılıp gözlerini kaçırarak kapıda onları izleyen Jung Ilhoon’a baktılar. Sanki onu tanımıyormuş gibi sorduğu soru, o gün o karanlık depodaki öfkeyi taşıyan bakışlarıyla zıtlık gösterirken Minhyuk Soohee’nin elini tuttu."Geliyorum." dedi Soohee, Minhyuk’un elini iki eliyle de kavrayarak sorun olmadığını anlatmaya çalışırken. "Sana bir başkası olduğunu söylemiştim Ilhoon-ssi."Jung Ilhoon dişlerini sıktı. "Ama onun nişanımıza geleceğini söylememiştin, hayatım."Tam şu an onun yüzüne bir yumruk geçirebilirdi. Onu tüm hayatına pişman edebilirdi. Ama savaşını kişiselleştirmemek için kendini tutmak zorundaydı."Ben bunu büyükbabam için yapıyorum." dedi Jung Ilhoon yanlarına ulaşıp. "Sen de ailen için… Birinin seni onunla görmesinden korkmuyor musun?" Elini tutmak için uzandığında Minhyuk onun bileğini tutup gözlerine bakmasını sağladı. "Ama kimse görmedi. Siz önden gidin, ben gelirim." İkinci cümlesini Soohee’ye bakarak kurmuştu.Soohee başını sallayarak onu onaylayıp kapıya yöneldiğinde Jung Ilhoon boştaki eliyle Minhyuk’un diğer bileğini kavradı ve onu kendine çekip kulağına fısıldadı. "Sana ona sandığından daha yakın olduğumu söylemiştim, şimdi söylediklerimizi iyi düşün."
----- CHAPTER BREAK -----
Alevlerin arasında nefes alamasa bile bir geçiş yolu arıyor ardından ona seslenen kimseyi umursamıyordu. Teni yanarken gözleri buğulanmış ve aldığı her nefes içini yakmaya başlamıştı. Alevlerin içinde bir adım daha atmaya çalıştı. Nihayet duvardaki yangın tüpüne ulaşabildiğinde zaman kaybetmeden tetiğini çekti. En azından kendine bir yol açabilmeyi ummuştu ancak tüpler çalışmıyordu.
“Minhyuk! Buraya gel!”
Soohee’nin sesini duyduğunda bir anlığına arkasına baktı. Hayır, bırakıp gidemezdi.
“Siz gidin!” diye seslendi. “Onu almadan gelemem.”
Bu sırada içinde bulundukları binanın kirişlerinden biri aralarında düşerken Eunkwang’ın Soohee’yi çöküntünün altından çektiğini gördü. İkisi de yaralanmış gibi görünmüyordu ancak şimdi aralarında alevlere ek bir engel olarak yıkıntı parçaları vardı.
“Sıçrama sona ermek üzere, o iyi olacak.” Eunkwang temkinli bir şekilde yıkıntıyı atlayıp elini ona uzattığında Minhyuk başını iki yana salladı. “Donggeun olmadan gelmem.”
Yüzünü kollarıyla kapatıp ilerlemek için arkasını döndüğünde bulunduğu zeminin sallandığını hissetti. Arkasında ve önünde birçok şey yıkılıp dağılırken alevin kavurucu sesi okyanus sesine dönüşmüş ve aldığı zehirli nefesler artık yakıcı olmayan faydasız hızlı soluklanmalara bırakmıştı.
Gözünü açtığı gibi beyaz ışıkları gördüğü an yattığı yerden kalktı ve kulağında yankılanan sinyalleri umursamadan odadaki diğer yataklara koştu.
“Uyandırmak için şok verin. Üç, iki, bir! Şimdi!”
Lee Changsub sağlık ekibine “Hiç bilincinden sinyal aldınız mı?” diye sorarken Minhyuk yatağın yanına çökmüş kendisine bir şeyler enjekte etmeye çalışan diğer sağlık çalışanlarını umursamıyordu.
“Hayır bilinci dönmeye bile çalışmadı.” dedi biri acil durum tuşlarına basarken.
Minhyuk’un nefesi daha çok kesiliyordu, sanki aldığı hava Gamma’dayken yaktığından daha çok yakarak geçiyordu içinden.
“Rapor ver. Ne yaşandı?”
Nefes nefese gözlerini araladığında önce nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Evindeydi, güneş çoktan doğmuştu. Geceyi Yoon Soohee ile geçirdiğini hatırlıyordu. Gördüğü kabusun aslında onu en derinden etkileyen anı olması zihnini altüst etmişti. Yaşananları tekrar yaşamak, hissettiklerini tekrar hissetmek ağırdı. Birkaç dakika soluklanıp toparlanmak için kendine fırsat verdi. Sıradan.Gördüğü rüya dışında yaşadığı birkaç günü açıklayabileceği en doğru kelimeydi bu. Ve beklediğinin aksine zaman hızlı geçiyordu. Doğrusu Beta’ya döndüğünü Soohee’ye belli etmemek konusunda başarılı olduğunu düşünüyordu ancak son birkaç gününü onunla geçirmiş olsa bile gizli görevinin ne ile ilgili olduğunu anlayamamıştı. Buraya en başında takım lideri olarak onu korumaya gelmişti ancak geldiğinden beri tek istediği gizli görevinin ne olduğunu öğrenmekti. Günlerdir onunla birlikteydi ve Soohee yanından fazla ayrılmamıştı. Bu durum, bahsi geçen gizli görevin Beta Minhyuk’la ilgili olduğunu düşünmesine sebep oluyordu.Soohee üzerinde bir elbiseymiş gibi giydiği büyük kapüşonlu ile odaya girdiğinde Minhyuk hala yattığı yerden gülümsedi ve onun yanına dönmesi için kollarını açtı. "Öğleden sonra gitmeliyim ama o zamana kadar seninle vakit geçirmek istiyorum." dedi Minhyuk. Onun evindeydiler, şimdiye kadar da çoğunlukla atölyede veya Minhyuk’un evinde vakit geçirmişlerdi."Birlikte akşama yemek hazırlarız diye düşünmüştüm." dedi Soohee yanına oturup ona sarılırken. "Önemli bir işin mi var? Ara verdiğini sanıyordum.""Ara versem de bir şeylerle meşgul olmalıyım." Minhyuk onun saçlarıyla oynarken kendi başını da yatak başlığına yaslamıştı. "Ben gidene kadar sohbet ederiz olmaz mı?" Soohee başını sallarken onu izledi. Doğrusu, Yoon Soohee, Minhyuk Beta’ya tekrar geldiğinden beri ne Beta Soohee gibi davranıyordu ne de çoktandır tandığı Alfa Soohee gibi… Artık onun rol yaptığından emin olsa da bu rolü neden ve kim için yaptığını anlayamıyordu. "Bugünün konusu neydi?" Soohee güldü. "Dün nerede kalmıştık? Bana tombul çocukluk fotoğraflarını gösteriyordun." Bu hızlı ve keyifli geçirdiği zamanlardan hoşlansa da Alfa’dan buraya gece gündüz flört etmek için gelmemişti. "Aslında…" dedi Minhyuk biraz ciddi ancak sakin bir yumuşaklıkta tuttuğu ses tonuyla. "…bugün seni biraz daha tanımak istiyorum.""Nasıl?" Soohee gerildiğini belli etmese bile Minhyuk onun kollarından uzaklaştığını fark edebiliyordu. Bu talebi onu beden dilinden okuyabildiği kadarıyla germişti ve kaçmak için yollar aradığı odada gezdirdiği bakışlardan belli oluyordu. Minhyuk, "Tabii, bana anlatmak istersen." diye ekledi bir önceki cümlesinin sonuna, onun rahatlaması için. Sıçramanın sona ermesine birkaç gün kalmıştı ancak ne elinde bir ipucu vardı ne de kafasında somut bir bağlantı kurabilmişti. Belki de Alfa’da gerçeklerle yüzleşmek için fırsat bulabilirdi."Onun yerine…" Soohee, hiç beklemediği bir şekilde kucağına yerleştiğinde Minhyuk onu konuşturamadığı için hissettiği hayal kırıklığını profesyonelce gizledi ve gülümseyerek bu yaptığından hoşlanıyormuş gibi belini kavradı. Onun ne yapmaya çalıştığının gayet farkındaydı. "…sen gitmeden önce keyifli vakit geçirebiliriz." Onu konuşturma ve bu şekilde görevinden izler bulma yönündeki umudunu kaybetmişti. Kendi başına adımlar atması gerekiyordu. Belki de son birkaç gündür Yoon Soohee ile fazla oyalanmıştı, başkalarından bilgi toplamalıydı. "Ben bir soda alayım." Lee Changsub garsona gülümserken Minhyuk siparişe bir espresso ekledi ve garson gidene kadar bekledi. İş hayatı dışında bu adamın oldukça normal göründüğünü söylemeliydi."Geldiğiniz için teşekkürler." dedi Minhyuk sakince gülümserken. Onunla konuşmak görevi ne kadar tehlikeye atardı tahmin edemiyordu ancak, Lim Hyunsik ve Jung Ilhoon kendisiyle kiletişime geçtiyse bazı çizgilerin çoktan aşıldığını kabul etmesi gerekiyordu. Onların Alfa’daki birlikten gelmediğini varsayarak sıçrama ve yaklaşma tarihlerini nasıl hesaplayabildiklerini düşündüğünde aklına yalnızca Lee Changsub geliyordu. Birim mühendisi Lee Changsub görevin öncesinde Beta’yı ziyaret etmiş olabilir miydi? Öğrenmek istediği kesinlikle buydu. Beta’daki Lee Changsub o gün yaptığı ritüelde içine başka bir ruh girdiğini nasıl bilmişti, ucuz bir tahmin miydi yoksa bildikleri mi vardı?"Yeni bir seans istiyorsanız, size kartımı vereyim, karekodu okutarak ücretlere ulaşabilirsiniz." Changsub kartı uzattığında Minhyuk yalnızca meraktan kartı alıp inceledi. Kenarındaki küçük renkli motifler dışında sade görünüyordu. Sağ alt köşeye bir KakaoID eklenmişti."Yeni bir seans istemiyorum, ama size sormak istediklerim var." dedi kartı sakince geri uzatırken. "O ruhun anıları ile ilgiliyse, bunların ne olduğunu ben göremem. Sadece sizi ilgilendirir." Changsub içecekleri getiren garsona teşekkür ederken Minhyuk konuya nasıl girmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu yaptığı öğrenilirse Alfa’da çıkacak kargaşayı düşünemiyordu. "Peki sizin de hiç başka bir ruhun anılarını hatırladığınız oldu mu Changsub-ssi?" diye sordu nihayetinde. "Asıl merak ettiğim bu." "Ne fark eder ki?" Lee Changsub, sodasını bardağa yavaşça doldururken akışkan sıvının her hareketini gözlemliyordu. Sanki zaman kazanmak istiyor belki de Minhyuk’un ne sormak istediğinden emin olmaya çalışıyordu. Minhyuk en sonunda açık konuşmaya karar verip derin bir nefes aldı. Lee Changsub’la konuşmak yapmayı planladığı aykırı eylemlere kıyasla bir hiç sayılırdı. "Anladığım kadarıyla bazı tarihler hesaplayabiliyorsun. Yanılıyor muyum?" Yaklaşma tarihlerini kastetmişti ancak bu tanımı bilip bilmediğinden emin değildi."Söylesene 11HT29…" Lee Changsub fısıldadığında Minhyuk bu kod adı Beta’da kaç kişinin daha bildiğini merak etti. "…neden bu kadar zekisin?"Minhyuk gülümseyip özgüvenini göstermeye çalışarak ona yaklaştı. "Sen söylesene buraya benden önce kaç kişi geldi?" Ona göreve başlarken bu paralel evrene yolculuk eden ilk kişi olduğu söylenmişti ancak şimdiden Alfa’yı bilen üçüncü kişiyle karşılaşıyordu. "Ben bir şey bilmem." Changsub omuz silkti. "Tarihleri hesaplıyorum sadece, tek bildiğim bir sabah uyandığımda belli başlı tarihleri hesaplayabildiğimdi. Tam olarak neye yaradıklarını bile bilmiyorum.""Kod adımı biliyorsun." Minhyuk tek kaşını kaldırdı."Şey… Diyelim ki, bu 'içime giren ruh’un anılarından hatırladığım bir şeyler var." Changsub gözlerini kaçırdı. "Bunları sana anlatarak elime ne geçecek peki?""Ne istiyorsun?" Minhyuk hiç tereddüt etmeden sorduğunda Changsub muzip bir ifadeyle kaşlarını kaldırdı ve fısıldadı. "Para… Çok para.""Tamam, bir banka hesabım var. Sağlayabilirim." Minhyuk başını sallayıp çoktan soğumaya yüz tutan espressosunu kafaya diktiğinde Changsub onun bu kadar kolay anlaşmaya varmasına şaşırmış gibi arkasına yaslandı. "Ama çok çok paradan bahsediyorum."Bu esnada Minhyuk telefonunda banka hesabını açıp bakiyeyi ona gösterdi. "Ben de çok param var diyorum.""Lim Hyunsik." dedi Changsub arkasına yaslanarak. "Tarihleri ona veriyorum, karşılığında ödeme yapıyor. Ama sanırım ödemeyi yapan asıl kişi Jung Ilhoon. Neyse…" Changsub gözlerini etrafa gezdirip sodasını yudumladı ve ferahlatıcı olduğunu belirten bir ses çıkardı. "Bu bilginin değeri iki yüz bindi."Minhyuk başını iki yana salladı. "Onları zaten biliyorum, ben bilmediğim bilgiyi satın alırım.""Hesaplanan tarihlerde birilerinin buraya geleceğini söylüyorlar, bir listeleri var. Cha Junsu diye birinen bahsettiklerini duydum." dedi Changsub, gözlerine bakarak. "Kimin hangi sırayla geleceğini tahmin eden kişi o, sen de listedeydin ama diğer isimleri bilmiyorum.""Cha Junsu…" dedi kendi kendine. Alfa’da karşıt görüşte olan üst düzeylerden biriydi, onu Soohee’nin nişanında da görmüştü. "Peki Jung Ilhoon," diye sordu. "…neden Yoon Soohee ile nişanlandı?""Ben nereden bileyim?" Changsub omuz silkti. "Bu bilgi de beş yüz bin etti bu arada.""Neden ücreti artırdın?" Minhyuk kaşlarını çatarak banka hesabına girdi."Cha Junsu daha değerliydi." Changsub yeniden etrafı yokladı. "Bunları sana anlattığımı onlara söyleyemezsin, beni bitirirler, mafya gibi tipler bunlar… Anlatabiliyor muyum?" Endişesi sesinden belli olsa da Minhyuk transfer işlemi ile uğraşıyordu. Önce iç çekerek ona baktı ve konuştu. "Biliyorum, bilmez olur muyum?" Transfer gerçekleştiğinde masadan kalkıp boş bardakları gösterdi. "Teşekkür ederim Lee Changsub-ssi. Paran var, hesabı da sen ödersin artık.""Bekle." Lee Changsub oturduğu sandalyede arkasını dönüp ona seslendiğinde Minhyuk duraksadı. Ona döndüğünde konuşmaya devam etmişti. "…bilmek istersen, bugün tarihlerden birinin başlangıcı."Minhyuk duyduklarının tek bir anlamı olabileceğini bilerek başını salladı ve gülümsedi. Yeni bir sıçramadan bahsediyor olmalıydı ancak buraya gelmeden önce birim mühendisi ile bunu konuşmamışlardı. Kafeden çıktığı gibi telefonu eline alıp Seo Eunkwang’ın numarasını tuşladı. Aklına ondan başka kimse gelmiyordu."Oh… Minhyuk-ah." Telefon üçüncü çalışta açıldığında onun sesini duyduğuna hem rahatlamış hem de bu yeni sıçramada kimin Beta’ya gelmiş olabileceğinin fikriyle gerilmişti. Belki kimse gelmeyecek yalnızca es geçilen bir yaklaşma olacaktı."N-nasılsın?" Minhyuk istemsizce titreyen sesini gizlemek için daha uzun cümleler kurmaya çalıştı. "Bugün şirkete gelmek istemiştim ama belki sen yoksan diye-""Şirkette değilim." dedi Eunkwang, sesi bitkin geliyordu. "Bugün gitmem...""Neden? İyi misin?" "Ben iyiyim, ama Sungjae ateşlenmiş. Onu hastaneye götüreceğim." Demek sıçrayan Yook Sungjae’ydi. Alfa’dayken birim mühendisi Lee Changsub’un onu ekibine dahil etmekten bahsettiğini hatırlıyordu. "Hayır." Minhyuk çok hızlı tepki verdiğini fark edip hemen ekledi. "Yani, bekle… Geliyorum, yardım ederim."Yook Sungjae’nin evine vardığında kapıyı ona açması için Eunkwang’ı aradı ve onu içeriye takip edip yatağında kaşlarını çatmış bir şekilde titreyen Sungjae’ye baktı. Ailesinin çoğunlukla burada olmadığını biliyordu, Sungjae bunca zamandır onlar için küçük bir kardeş gibi olmuştu. “Sungjae-ya…” Elini onun alnına koyup ateşine baktı. Yakında iyi olacağını biliyordu. Sadece gözlem için mi yoksa bilincini açığa çıkarmak için mi geleceğini bilmiyordu ancak Beta Sungjae’yi Alfa Sungjae’den daha çok tanıyordu ve onun kendisiyle benzer zorluklar yaşayacak olmasını bilmek canını yakıyordu.“Hastaneye gidelim, böyle geçmeyecek.” Eunkwang kollarını göğsünde birleştirmiş kendisine bakarken Minhyuk başını iki yana salladı. “Gerek yok, yakında iyi olacak. İnan bana.” Eunkwang iç çekti, Lee Minhyuk konu kendisi olduğunda inatçı olduğu gibi şimdi de bu huyundan vazgeçmiyordu. “Beni arayıp ‘Başım dönüyor, düşüyor gibi hissediyorum, sürekli bir sinyal duyuyorum.’ dediğinde şirketten çıkıp geldim. Hastaneye gitsek iyi olacak.” “Tamam, ama önce bir bekleyelim, birkaç dakika daha… Uyanacak mı bir bakalım, olur mu?” Minhyuk onu ikna etmek adına sakince konuştuğunda Eunkwang başını salladı ancak muhtemelen hazırlanmak için odadan çıktı. Bu sırada Minhyuk Sungjae’nin alnındaki saçları nazikçe iterek fısıldadı. “Sorun yok, çok yakında geçecek.”Çok geçmeden tahmin ettiği gibi Sungjae gözlerini araladığında önce nefesini düzenlemek için derin nefesler almış ardından bakışlarını hala başında bekleyen Minhyuk’a çevirmişti. Gözleri yorgun ancak hevesliydi. “Nereden bildin ki hyung?” diye sordu doğrulmaya çalışırken. Anlaşılan buraya gözlem yapmaya değil, Minhyuk ve Soohee gibi bilincini açmaya gelmişti. Kaşlarını çatıp bir süre karşıyı izledi, odaya baktı, başı dönüyormuş gibi kaşlarını çattı. Zihnini bu iki bilince de adapte etmeye çalıştığı anlaşılıyordu. “Bana Eunkwang söyledi ateşin olduğunu.” Minhyuk mırıldandıktan sonra Sungjae’ye biraz kendiyle zaman ayırmak için dikkatini ondan çekip Eunkwang’a seslendi. “Sungjae uyandı!”Sungjae başını kaldırıp odadan giren Eunkwang’a gülümsemeye çalıştı. Sinyal seslerinin yakısı azalmıştı baş dönmesi yavaşça kafasını terk ediyordu. “Benim için mi korktun hyung?” diye sordu oyuncu bir tavırla. “İlgilendiğin için teşekkürler.”“Sen istersen işine dön.” dedi Minhyuk olabildiğince sıradan bir tavsiye veriyormuş gibi. “Onunla ben ilgilenirim.”“Hayır sen de git, iyiyim ben.” Sungjae sızlandığı zaman Eunkwang iç çekerek yanına çömeldi. “Emin misin? Minhyuk bir süre daha seninle kalsın.” Sungjae önce bir süre Minhyuk’u izledi sonra sessizce kabul ederek başını salladı. Bu sırada Eunkwang, Minhyuk’un omzuna dokunmuş ona bakmasını sağlamıştı. “Gerekirse hastaneye gitmek için gelirim, anlaştık mı?”Minhyuk onu onaylayıp Yook Sungjae’ye zihnini toparlaması için fırsat vermek adına onu geçirmek için odadan çıktı. Birim mühendisi Lee Changsub böyle bir planları olsaydı baştan ona söylerdi ancak iki haftadır buradaydı, belki o geldikten sonra Yook Sungjae’nin sıçraması için karar verilmiş olabilirdi. Belli ki Yook Sungjae onun burada olduğunu biliyordu, ya ondan da Minhyuk gibi geldiğini Soohee’den gizlemesi istenmiş miydi?Geri döndüğünde yolda Yook Sungjae ile karşılaşmış onun ayağa kalkacak kadar toparlanmasına şaşırmıştı. “Önce biraz dinlenseydin.”“Hyung…” Sungjae gözlerini kaçırdı. “Sana anlatmam gereken şeyler var… Şimdi her şeyi anlıyorum.” “Biliyorum.” Minhyuk onunla birlikte yavaşça odasına döndü ve yatağa oturmasını sağladı. “Önce gözlem için gelip zihnini alıştırmaları gerekirdi.”“Hayır-“ Sungjae onun gözlerine baktı. “Buraya seni uyarmaya geldim. Alfa’da her şey karıştı.”
----- CHAPTER BREAK -----
“Buraya seni uyarmaya geldim. Alfa’da her şey karıştı.”
Söylediklerini dikkatle dinlemeye çalışırken Minhyuk yatağa oturdu ve onun en azından arkasına yaslanmasını sağladı. Yook Sungjae, kaşlarını çatıp bu yeni bilincine alışmaya çalışır gibi etrafa bakarken Minhyuk onun sakinleşmesi için omzunu sıvazladı. "Kendine fazla yükleniyorsun."Sungjae derin bir nefes alıp kendi yüzünü avuçları arasına aldı. "Şimdi anlıyorum..." dedi yeniden ona bakıp. "Sana söylemem gereken şeyler var." Sanki ne söylemesi gerektiğini hatırlamaya çalışıyormuş gibiydi, kendini tekrar ediyordu. Kafasının ne kadar karıştığını anlamak zor değildi. Minhyuk onun saçlarını okşayıp komodindeki su bardağını uzattı. "Önce sakinleş, bir yere kaçmıyorum.""Özür dilerim." dedi, Sungjae mırıldanarak. "Fazla vaktim yok, sıçrama yalnızca iki günlük."Minhyuk onu başıyla onaylarken soğukkanlı kalmaya çalışıyordu ancak üst birimlerin kimseyi iki günlük bir sıçrama için böylesine tehlikeye atmayacağını biliyordu. Olayın ciddiyetinin farkındaydı."Ben…" Sungjae derin nefesler alarak etrafına baktı. "Buraya geldiğimi bilmiyorlar hyung." Gözlerini kırpıştırarak ona bakmış ve derin bir nefes almıştı. "Üst birimler senin de burada olduğunu bilmiyorlar.""Nasıl-" Minhyuk fısıldayıp ona sormadan önce durumu anlamaya çalıştı. Burada olduğunu bilmemelerinin ihtimali olamazdı üstelik birim mühendisi Lee Changsub onu göndermek için izin aldığını söylemişti. Burada olduğunu bilmiyorlarsa Alfa’daki bilinçsiz bedeni ne durumdaydı?"Beni iyi dinlemelisin." Sungjae onu omuzlarından tutup fısıldadı. "Üst birimler hepimizden önemli bilgiler saklıyor ve üst birimlerin bu işine kabul ettiği görevle birlikte Yoon Soohee de dahil oldu."Sözlerini toparlayamıyor ondan duymayı en son isteyeceği şeyi söylemesine hazırlanmak için zihnini zorluyordu. Şimdiye kadar aldığı her görevde Alfa’ya sadık kalmıştı ve şimdi kontrolünde olmayan durumlar yüzünden Alfa’ya olan sadakatinin tehlikeye atılmış olması en çok korktuğu şeydi. "İki haftadır buradayım, nasıl bilmiyorlar?"Sungjae gözlerini kaçırdı, "Geri döndüğünde hemen suçlanmaman için Lee Changsub herkese senin bir önceki sıçrama sonrası sağlık problemleri yaşadığını söyledi, bir çeşit komada olduğunu sanıyorlar." Sungjae başını sallayıp söylemesi gereken her şeyi hatırladığından emin bir ifadeyle devam etti. "Seni bu konuda uyarmaya geldim. Burada olduğunu sadece ben, Seo Eunkwang, Lee Changsub ve birkaç teknik çalışan biliyor."Minhyuk bir süre bakışlarını yere çevirdi. Aklındaki düşünceleri toparlamaya çalışıyordu. Lim Hyunsik’i ve Jung Ilhoon’u düşündü. "Siz bir… İsyan mı planlıyorsunuz?"O bu soruyu sorar sormaz Sungjae hızlı bir "Hayır." ile onu yanıtladı. "Sadece bizden neyin gizlendiğini anlamaya çalışıyoruz. Söylediğim gibi bize katılmak zorunda değilsin, uyandığında bir sıçramadan değil, bir komadan uyanmış gibi davranman yeterli."Derin bir nefes alarak Minhyuk ayağa kalktı ve odada birkaç kez dolaştı. Lee Changsub onu haberi olmadan bir oyunun içine sokmuştu, her ne kadar onun bu konuda çaresiz olduğunu anlıyor olsa da bu, ona sormadan takımıyla ve göreviyle ilgili verilen ilk karar değildi ve sınırlar çoktan aşılmıştı. Eğer uyandığında bir komadan uyanmış gibi davranmaz, onların planını ele verirse bu işe çoktan dahil olduğu için kendisi de suçlanırdı. "Planınız ne?" dedi mırıldanarak. "Neden benimle bunu paylaşmadan dahil ettiniz beni?""Çünkü… İlk görevden dönüp raporunu verdiğinde üst birimler seni görevden almayı hatta tutuklamayı düşünüyordu. En başında Lee Changsub’un seni sağlık biriminden çıkarmamasının sebebi buydu." Sungjae açıkladığında, "Neden?" diye sordu Minhyuk, kimseye güveni kalmamış gibi hissediyordu. Hatta Alfa’ya kendinden bile daha sadık olan benliğine bile…"Bilmiyoruz.” Sungjae derin bir nefes alıp gözlerini kaçırdı, bunları ona anlatmak tuhaftı. “Raporunda bir açık bulamadık. Sanki suçlu olduğun için değil, senden korktukları için bu kararı vermek istiyor gibiydiler."Odadaki sessizlik ikisine de denizdeki dalgaların sesini aratırken yanıt arayan sorular sadece zihinlerinde dolanıyordu. Minhyuk anlayabilirdi, yanıt almak için girilen yollar ve denenmek için atılan her adımı anlayabilirdi. Yalnızca öfkeliydi, ancak en başından bilseydi onları ele vereceğini tabii ki Lee Changsub da biliyor olmalıydı, 11HT29’u iyi tanıyordu çünkü.“Lee Changsub, o da geldi mi daha önce?” Minhyuk’un sesi fısıltı gibi çıksa da derinden geliyordu. Bakışlarını geniş pencereden dışarıda güneş ışıklarıyla parıldayıp rüzgarla hareket eden bir ağacın dallarına odaklamıştı.“Çok daha önce.”Minhyuk ‘tahmin ettiğim gibi.’ diye düşündü ve sessizce başını salladı. Nasıl olup da büyük resmi görememişti bilmiyordu ancak görevin bir değeri kalmamıştı artık. Lim Hyunsik’i, Jung Ilhoon’u, Yoon Soohee’nin görevini ve Lee Changsub’un onu soktuğu bu durumu etraflıca düşünmeliydi. Sıkışmış ve yapayalnız hissediyordu, ancak bunu saklayabilecek kadar güçlü olduğunu biliyordu.Sahiden güçlü müydü? Yetersiz hissettiği o anlara ne olmuştu? Neden kendine karşı bu kadar acımasızdı, neden içinde olduğu duruma göre en zorunu seçiyordu?En zorunu seçiyordu, çünkü yalnız olmak en zoruydu. Kimin tarafında olduğunu bilmeden, kendisi için bir yol aramak… Alfa’nın en sadık askeri olmak… En sadık askerini bile tutuklamak isteyen Alfa’ya bu kadar güvenmiş olmak…Ne görmüştü, ne biliyordu da farkında değildi?Bildiği her neyse, Alfa en sadık askerinin bile bunu bilmesinden memnun değildi.“Başım dönüyor, hyung.” Sungjae gözlerini kapatıp başını tutarken Minhyuk onun sözlerinin üzerine ayağa kalkıp onun uzanmasını sağlamıştı. “Çünkü dinlenmen gerekiyor.”“Benim sıçrama rekorlarım var.” Sungjae gözlerini kapatıp mırıldanırken Minhyuk iç çekti. Onu tanıyordu, Yook Sungjae sahiden başarılı ve aktif bir genç askerdi. O kendini böylesine zorlarken Lee Changsub’un ne yaptığını bildiğini ummaktan başka umudu yoktu.Üzerini örterken çoktan gözlerinin kapandığını fark edip duraksadı. Önemsediği kişi aslında Alfa askeri Yook Sungjae miydi, yoksa küçük kardeşi Yook Sungjae mi? O da kendisi gibi benliğini bulmuş hissediyorsa, fark eder miydi?Perdeleri kapattığında odaya giren ışık kesilmiş, zihninin karanlığında hala cevap bulamadığı o soruların ışıldamasına sebep olmuştu. En büyük düğüm Yoon Soohee’ye aitti.Telefonunun çaldığını cebindeki titreşimden hissettiğinde Sungjae’yi uyandırmadan odadan çıktı ve koridorda ilerlerken arayan numarayı kontrol etti. Gizlenmiş bir numaranın, ısrarla çaldırmaya devam ettiğini gördüğünde kaşları çatılmış ve odadan yeterince uzaklaştığından emin olduktan sonra telefonu yanıtlamıştı. “Efendim?”
“Başkan Yoon sizinle görüşmek istiyor. Bulunduğunuz yeri söylerseniz, size bir araç göndermekten zevk duyarız.”
Cümlenin kurulma şeklinden bunun bir rica değil, emir olduğunu anlamak güç değildi. Karşı çıkmak için bir sebebi de yoktu, olay yaratmak niyetinde değildi. Doğrusu bu şekilde çağrılmak onurunu incitmişti ancak Yoon Donghwan’ın ne istediğini de merak ediyordu. Onlara bulunduğu yeri söylemek yerine onu alabilecekleri daha merkezi bir yeri söyleyip Sungjae’nin yatak odasının kapısına son kez baktı. Evinde güvende olacaktı, olmalıydı. Yine de evden çıkmadan önce Eunkwang’a Sungjae’nin uyuduğunu ve işi çıktığı için gitmek zorunda olduğunu anlatan bir mesaj yazdı ve akşam gelip yeniden kontrol edeceğini ekledi.Kısa sürede konumunu belirttiği parkın yakınlarına arabasını park ettiğinde siyah bir arabanın etrafında dört adamın onu çoktan beklediğini fark etti. Bu işe karşı yaşadığı gerginlik her geçen dakika artarken derin bir nefes aldı, en azından bir kişinin nerede olduğunu bilmesi gerekirdi. Bu yüzden Beta’da bulunan bildiği en güçlü kişiye kısa bir mesaj attı. Lim Hyunsik.Sonrasında sakince aradan inip siyah arabaya doğru yürürken adamların ona eşlik etmesine ve sonrasında arka koltukta iki yanına oturmasına da izin verdi. İlerleyen dakikalarda, yolculuk boyunca kafasında kurduğu soğuk ve köhne mekanların aksine şirketin ana binasına getirilmek onu şaşırtmıştı.Asansörün en üst kata çıkışı sırasında da yanında hiç konuşmayan adamlarla dikilmiş ve dijital ekranda artmakta olan sayıyı izlemişti. Nihayetinde 21. kata vardıklarında asansörden indi ve karşısında bir zırh gibi duran altın varaklı ahşap kapıya baktı. Kapının önünde onu karşılayan kadın Başkan Yoon’un kendisini beklediğini söyleyerek kapıyı onun için açmış ve içeri girmesi için geri çekilmişti.Oda aydınlıktı, pencereler şehri izleyen bir gözlem kulesi gibi etrafı sarmıştı. Ceviz rengi döşemeler ve mobilyalar küçük altın detaylarla süslenmişti. Başkan Yoon o içeri girdiğinden beri masasında oturduğu yerden karşısına gelene kadar onu izlemişti.Minhyuk tam karşısında dikilip masanın önünde duran sandalyelerden birine oturması için davet edilmeyi beklerken Yoon Donghwan bakışlarını ondan çekip önünde okuduğu kağıtlara yeniden odaklandı. Küçük bir “hm” sesi çıkardı, biraz daha okudu ve nihayetinde en öndeki kağıda bir imza attı. Minhyuk bir şey söylemesini beklerken kağıdı değiştirdi ve biraz daha okuduktan sonra okuma gözlüklerini çıkarıp yeniden Minhyuk’a baktı. Birkaç saniye, kendini dakikalar gibi hissettiren öldürücü bir sessizliğin ardından gözlüklerini masaya koyup gözlerini yeniden ondan çekti ve çekmecesini açarak karıştırmaya başladı.“Kızımla münasebetinizden haberim olmadığını mı sanıyorsun?”Bunu beklemişti elbette, yalnızca bu kadar açık ve net bir şekilde konuya girileceğini kestirememişti. Minhyuk dudaklarını araladı, inkar etmek bu konuda işe yaramazdı, her ne kadar Alfa’nın askeri olarak inkar etmeye alışmış olsa da.“Hayır.” dedi sakince. “Muhtemelen biliyorsunuzdur.”Başkan Yoon onun bu cevabına şaşırmış gibi yeniden ona baktı. “Seni buraya konuşmak için getirmedim. Bu, ne istersem yapabileceğimi anlaman için bir uyarı sadece. Ne yapman gerektiğini anlayacak kadar zekisin.” Masaya koyduğu tabanca Minhyuk’un dikkatini çekerken, Yoon Donghwan kendini bu şekilde tehdit ettiği için gülmek istedi fakat kendini tuttu.“Sergi akşamı size yaptıkları gibi mi yani?” diye sordu düşünmeden. Sınırını ne kadar zorlayabileceğini bilmiyor olsa da bunun yersiz ve düşüncesiz bir tehdit olduğunu biliyordu. “Kızınızın bundan haberi var mı?”Yoon Donghwan, cevaplamak yerine gözlüklerini yeniden takıp önündeki kağıtlarla ilgilenmeye devam etti. Yine ortamı saran ölümcül bir sessizlikle baş başa kaldıklarında Minhyuk ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Kafa mı tutmalıydı, gitmesinin söylenmesini mi beklemeliydi? Başka bir söz için öylece beklemeli miydi? Gözleri masanın üzerindeki tabancaya odaklanmıştı.Sessizlik kapının tıklanmasıyla kesildi.Yoon Donghwan başını kaldırmadan “Gel.” dediğinde Minhyuk kimin geldiğini görmek için arkasını döndü ve Jung Ilhoon’la karşılaştı. O, yanına ulaşana kadar yürürken onu izledi. Jung Ilhoon bakışlarını bir kez olsun Minhyuk’un gözlerinden ayırmadan yanında ancak onun bir adım daha önünde durduktan sonra bakışlarını Yoon Donghwan’a çevirip o bakmasa bile küçük bir selam vermişti.“Başkan Yoon, daha önce planladığım anlaşmanın detaylarını sunmak için-““Yarın geleceğini söylemiştin.” Yoon Donghwan bakışlarını kaldırıp iç çekti. “Yarın gel, çıkabilirsiniz. İkiniz de.”Minhyuk, ikiletmeden arkasını dönüp odadan çıktığında Ilhoon koridorda ona yetişip asansöre kendisinden önce binmesini engelledi. “Arkanı toplamaya geldiğime inanamıyorum, Lee Minhyuk.” dedi fısıldayarak asansöre binerken Minhyuk’un göz devirmesine sebep olarak. “Senden bunu isteyen olmadı, Jung Ilhoon.”“Hyunsik hyunga mesaj atan kimdi?” Ilhoon fısıldayıp gözlerini kapattı. “Kendini öldürtecek misin sen, neden gelmeyi kabul ettin?”Minhyuk sakince güldü. “Neden, beni en başında öldürmek isteyen sen değil miydin zaten?”Jung Ilhoon bunu cevaplamadı. Asansörden indiklerinde onunla sessizce çıkışa yürüdü. Bu sırada Minhyuk bugün yaşadıklarının üzerine düşünme fırsatı bulmuştu. Kimin yanında olmak istediğini bilmiyor olabilirdi ancak kimin işe yarar olabileceğini biliyordu. Jung Ilhoon’un onunla tekrar konuşmadan kendisini bekleyen arabaya binişini izledi. Çok yakında yeniden karşılaşacaklarını biliyordu ancak uzun bir gün geçirmişti ve artık dinlenmeye ve durup düşünmeye ihtiyacı vardı.Eve döndüğünde yol boyu ısrarla çalan telefonunu eline aldı ve bir kez daha meşgule attı. Soohee’nin görevini öğrenebilmek adına ona olabildiğince yakın davranıyorken Beta’daki hayatını tehlikeye atmanın bir anlamı yoktu. En azından bugün, onu kendinden uzak tutmalıydı.Telefon bir kez daha çalıp Sungjae’nin adını gördüğünde telefonu açtı ve derin bir nefes aldı. "Sungjae-ya, nasıl hissediyorsun?""Daha iyiyim." dedi uykulu bir ses telefonun diğer ucundan. "Birkaç gün herkese hasta olduğumu söyleyeceğim, sıçrama bitene kadar evden çıkmak istemiyorum.""Dinlenmelisin… Ama…" Tekrar derin bir nefes alıp devam etmeden önce vazgeçti. "…Neyse, birkaç gün sonra ben de döneceğim.""Söyleyebilirsin hyung." Sungjae mırılandı ve esnedi. "Daha sonra anlatma fırsatın olmayabilir." Minhyuk’un onun ne ima ettiğini anlaması zor değildi. Eğer söylediği onu tutuklamak istiyorlarsa kimseyle konuşup rapor vermeye şansı olmazdı. "Gamma." dedi sakince. "Lim Hyunsik, Jung Ilhoon, Cha Junsu." Tüm bunları sıraladıktan sonra iç çekti, telefondayken açık konuşmak istemiyordu. Bu kadarı yeterli olacaktı, belli ki birim mühendisi Lee Changsub kendisinden daha çok şeyden haberdardı. "Lee Changsub’a bunları söylemen yeterli.""Cha Junsu… Anlaşıldı hyung." Sungjae iç çekti. "Peki sen bir karar verdin mi? Bize katılacak mısın?"Minhyuk "Henüz karar vermedim." dedi. "Ama sizi ele vermeyeceğim. Sadece ben de anlamaya çalışıyorum."
"Anladım. Dikkatli ol."
"Sen de Sungjae-ya." Minhyuk telefonu kapattığında kapının çalmasıyla yeniden koridora döndü. Kimin geldiğini tahmin edebildiği için kapıyı düşünmeden açtı.Karşısında görmeyi beklediği kişi, Yoon Soohee, kulaklarının ardına gelişi güzel attığı kahverengi saçlarıyla başını kaldırıp gözlerine baktığında dudakları arasından rahatlamış gibi bir nefes vermişti. Hangi evrende, hangi zaman diliminde olursa olsun bu bakışlara kapılmak belki de Minhyuk’un lanetiydi."Minhyuk-ah ben…" Soohee konuşmak için dudaklarını araladığında Minhyuk derin bir iç çekerek elini kapıya yasladı ve bakışlarını kaçırarak sözlerini kesti. "Cevap vermezsem, vazgeçersin diye düşünmüştüm." Fısıldamıştı. Gözlerine bakarsa eğer, soğukluğunu koruyamayacağından korkuyordu."Benim sözlerimi bana karşı mı kullanıyorsun? Babamla konuştuğunu biliyorum, Jung Ilhoon söyledi." Soohee derin bir nefes alıp gözlerini yakalamaya çalışırken ona yaklaştı. "Ne olursa olsun ben-""Bir süre görüşmesek iyi olacak." dedi Minhyuk, en sonunda cesaretini toplayıp gözlerine bakarken. "Düşünmeye ihtiyacım var." Doğrusu gözlerine baktığında onu, tanıdığı Soohee’yi, ne kadar özlediğini hatırlamıştı. Şimdi karşısındaki kadın tanıdığı hiçbir Yoon Soohee’ye benzemiyordu."Seni ittiğimde peşimden geldin ama şimdi de sen mi beni iteceksin?" Soohee ona bir adım daha yaklaştığında aralarında mesafe kalmamıştı. Minhyuk elini kapının çerçevesinden indirip bir adım geri attı. "Lütfen git, seni de korumaya çalışıyorum."Onun korunmaya ihtiyacı olmadığını biliyordu elbette. Ancak Soohee ısrar etmek yerine başını sallayarak onu onayladı ve birkaç adım geri attı. "Yakında… her şey bitecek nasılsa."
----- CHAPTER BREAK -----
Sadece birkaç mum ışığının ve gece lambalarının aydınlattığı odada kışın serin havası pencereden içeri girerken sessizlik hakimdi. Sıçrama sonu yaklaştıkça sanki zaman daha çok esneyip uzamış gibi hissettiriyordu. Minhyuk soju bardağını son kez kafasına dikip arkasına yaslandı. Normal şartlarda görev sırasında başka bir evrene sıçrama yaptığı esnada, alkol alması kesinlikle yasaktı ancak içinde bulunduğu durumun 'normal şartlar' olmadığını kabul etmişti artık.Yook Sungjae Alfa’ya döndüğünden beri, kendinin de geri döneceği anı iple çekiyordu. O zamandan beri Yoon Soohee’yi uzaktan takip etmek dışında onunla iletişime geçmemişti. "Şişeyi uzatır mısın Donggeun-ah."Donggeun oturduğu yerden kalkmadan önce kucağındaki yastığı kenara koydu ve sessizce sehpadaki soju şişesine uzanıp Minhyuk’a uzattı. "Hiç bu kadar içtiğini hatırlamıyorum hyung.""Neyse ne." Minhyuk şişeyi alıp bu kez bardağa doldurmaya gerek duymadan bir yudum aldı. "Düşünmek bile istemiyorum artık.""O tanıdığım Soohee noona gibi değil… O böyle yapmazdı…" Donggeun, onun kafasına diktiği şişeden kendine bir bardak doldurduktan sonra şişeyi ona geri uzattı."Umrumda değil." dedi Minhyuk. Donggeun sallantılı aşk hayatı yüzünden bu halde olduğunu sanıyor olmalıydı. "Zaten sorun o değil." diye ekledi sakince. "Yetersiz olan benim."Biliyordu. Uzun süren sıçramaların sebep olabileceği sorunlardan biriydi bu, kendini kaybolmuş ve terk edilmiş hissediyordu. Oysa çoktan kendini bulmamış mıydı? Bu hisler neden yeniden zihnini ele geçiriyordu?"Eminim Soohee noonanın bir çözümü vardır, ondan ve kendinden bu kadar kolay vazgeçme." Donggeun onun sırtını sıvazladığında Minhyuk başını sallayarak onu onaylamakla yetindi.Bu sırada kapı çalmış ve Donggeun zaman kaybetmeden onlara katılmak için gelen Eunkwang ve Sungjae’yi içeri almıştı. Minhyuk oturduğu yerden bile kalkmadan şişeyi kafasına dikmeye devam ederken Eunkwang iç çekti. "Bizimle en başından paylaşsaydın seni engellerdik, birlikte nişan kutlamasına gittik o kadının…"Sungjae onu kolundan tutarak uyarıp köşe koltuğun diğer ucuna oturturken fısıldadı. "Şimdi üzerine gitmenin hiçbir anlamı yok hyung…""Bitti işte. Ayrıldık bitti." dedi Minhyuk iç çekip arkasına yaslanarak, ardından fısıldayarak ekledi. "Gerçek bir ilişki bile sayılmazdı zaten.""Özür dilerim." Eunkwang onu sarılmak için kendine çekti ve sırtını sıvazladı. "Her zaman yanında olacağımı söylemiştim ama hiçbir şeyin farkında değilmişim.""İyiyim ben…" Minhyuk mırıldanıp sarılışına karşılık verdikten sonra geri çekilip elindeki şişeyi ona uzattı ve arkasına yaslandı. Unutmak istese de zihni izin vermiyor, düşüncelerine engel olamıyordu.İlerleyen saatlerde Donggeun ve Eunkwang köşe koltuğun iki ayrı ucunda sızdığında Minhyuk ve Sungjae ellerinde birer bira kutusuyla şampanya rengindeki boş duvarı izliyordu."Hyung şu öteki hayat mı, geçmiş hayat mı her neyse-" Sungjae boş tenekeyi masaya bıraktığında Minhyuk onunla birlikte doğrulup söylediklerini rahat duyması için ona yaklaştı. "Başka yerde konuşurken dikkatli ol Sungjae-ya.""Kafam karışıyor." Sungjae iç çekip diğerlerinin uyuyup uyumadığını kontrol etti. "Senden ve Yoon Soohee’den başka hatırlayan… buraya gelen… yok mu? Bir de benden başka…"Minhyuk başını iki yana sallayarak yalan söyledi. Sungjae’nin tehlikede olmasını istemiyordu. "Ben ilktim zaten, biliyorsun. İlk seferde zihnini bu kadar zorlamaman gerekiyordu."Sungjae başını salladı. "Acildi, hatırlıyorum… o zaman öteki hayatımdaki ben-" Duraksayıp iç çekti. "Çok havalı ama sanki biraz… baskıcı değil mi?" dedi tüm bu durumu ifade ederek. "Yani hyung, onun yaptıklarını ben yapmadım ki… Ama o- beni de tutuklarlar mı?" dedi aniden.Minhyuk onun sözlerine gülüp omuz silkti, onu Alfa’dan fazla tanımıyordu ancak Beta Yook Sungjae kardeşi gibiydi. "Artık bir bütünsün. İki evrendeki geçmişini de hatırlıyorsun.""Ben yapmadım ki beni neden, aaa-" Sungjae gereğinden yüksek bir ses çıkardığında Eunkwang mırıldandı ve ikisi de dudaklarını kapatıp uyanıp uyanmadığını anlamak için bir süre onu izlediler. Başka bir ses çıkmadığında Sungjae yeniden fısıldadı. "Yoon Soohee’nin ne yaptığını buldun mu peki?"Minhyuk başını iki yana sallayıp yüzünü elleriyle kapattı. "Ama yarın bir şeyi kontrol edeceğim. Sen kafana takma daha fazla, çok yakında ben de dönüyorum nasılsa.”Bir süredir uğramadığı bu kapıyı çaldığında içeriden “Gel.” sesini duyduğu an geri gitmek istese de kendini kapıyı açmak için zorladı ve içeri girdi. Alfa’ya geri dönmeden önce bunu yapması gerektiğini kabul etmişti, buraya bir daha ne zaman döneceğini bilmiyordu.Lim Hyunsik odaya kimin girdiğini görmek için başını kaldırdığında gülümsedi ve oturması için daha önce bu odaya terapi için geldiğinde oturduğu koltuğu gösterdi. "Ben de nerede kaldın diyordum…""Geleceğimden emindin yani." Minhyuk dişlerini sıkıp oturmak yerine Hyunsik’in masasında duran kübik figüre baktı. Artık tanıyordu, ancak hala geçmişinde bu figürü hatırlamıyordu. Hyunsik, cevap vermek yerine arkasına yaslandı. "O gün yanına Ilhoon’u gönderdiğimde hemen gelirsin diye düşünmüştüm.""Geri dönmeden önce konuşmamız gerektiğini düşündüm." dedi Minhyuk iç çekerek, "Bana anlatmak istediklerin var gibi görünüyor."Hyunsik, sakince ayağa kalktı ve bir bardak filtre kahve doldurup ona uzattı. "Ah- Yani sıçrama yaptığını itiraf ediyorsun."Minhyuk bunu cevaplamak yerine sessiz kaldı. Her ne kadar kimliğini gizlemekten vazgeçmiş olsa da bunu açıktan söylemek gibi bir niyeti henüz yoktu, üstelik Soohee hala burada olduğunu bilmiyorken… Kahveyi yudumlamak yerine masaya bıraktı."Söylesene, geçen sıçramada kim geldi?" Hyunsik masanın önüne geçtikten sonra bardağı kaydırıp tam Minhyuk’un karşısında masanın kenarına yaslandı."Neden soruyorsun? Cha Junsu kimin geldiğini tahmin etmiyor muydu?" diye sordu Minhyuk dişlerini sıkarak. Ardından gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. "İşine yarayabileceğimi söyledin, işine yarayabilmem için daha fazla bilgiye ihtiyacım var."Hyunsik gülüp kübü eline alarak ona fırlattı. "Açık değil mi? Cha Junsu’yu Alfa’dan tanıyorsun… Bu bir isyan asker, ama döndüğünde bunları komutana anlatırsan…" Yüzündeki ifade aniden ciddileşti. "…senin de kellen gider, yanlış mı biliyorum?"Haklıydı. Yook Sungjae’nin gelip bildirdiği durumun içinde olmasaydı bile, raporunda tüm bulara yer verirse, sadık kalsa bile bir kez onlarla iletişime geçtiği için tüm görevi ve rütbesi tehlikeye girerdi. Ancak başka çaresi olmamıştı ki, buraya geldiğinde onlar tarafından karşılanmıştı zaten. Alfa’nın bundan haberi olduğundan da emin değildi; Beta’da sıçrama zamanını hesaplayan kimin geleceğini tahmin eden bir isyan ekibi… Hem de infaz edildiğini düşündüğü Cha Junsu ile birlikteydiler."Cha Junsu, lideriniz o mu?" diye sordu Minhyuk, artık öğrenmeye çalıştığı bilgiler konusunda kendini geri çekmek gibi bir niyeti yoktu. Yoon Soohee’nin görevi eğer tüm bu olanlarla bağlantılıysa bu durumda tahmin ettiğinin aksine Alfa her şeyi biliyor ve askerlerinden gizliyordu."Bizde öyle terimler yok." Hyunsik iç çekti. "Ama evet, bir bakıma kendisi öncü denilebilir."Minhyuk bir süre bu cevap üzerine düşünürken elindeki kübü inceledi. İsyanın sembolü olmalıydı. "Jung Ilhoon, Yoon Soohee’den ne istiyor?""İnan bana…" Hyunsik başını iki yana salladı. "Sen Yoon Soohee’nin kim olduğunu bilmiyorsun."Minhyuk kaşlarını çattı, kendini Lim Hyunsik’e kanıtlamak zorunda olmadığını biliyordu ama bu sözler onu rahatsız etmişti. "Onu on beş yaşımdan beri tanıyorum.""Kendinden eminsin… Yoon Soohee, senin de burada olduğunu biliyor mu?""Onun burada olduğundan sen nasıl eminsin? Yoksa onu da benim gibi karşıladınız mı?" Minhyuk gerçekleşmiş olma ihtimaline sinirlense bile bunu yapmadıklarını çoktan biliyordu. Yine de onu tetikleyecek cümleler kurmaya hazırdı.Hyunsik tam da ona cevap vermek adına dudaklarını araladığında odanın kapısı hızla açıldı ve Jung Ilhoon nefes nefese içeri girdi. "Cha Junsu-" Minhyuk’la göz göze geldiklerinde cümlesini yarım bırakmış ancak çok geçmeden Hyunsik’e dönerek devam etmişti. "…vuruldu."Başında hissettiği keskin ağrı Minhyuk’un yere çökmesine sebep olurken Ilhoon’un söylediklerine odaklanmakta güçlük çekiyordu. Kesik sinyaller kulaklarında çınlarken cümleler arasında seçebildiği bazı kelimeler "Yoon Soohee," ve ",odasında bulunmuş." olmuştu. Bu sırada Hyunsik dikkatini Ilhoon’dan Minhyuk’a çevirdiğinde terapi odasında bulunan koltuğa oturmasını sağlamıştı.İkisi aralarında hararetle durumu tartışırken Minhyuk açık tutmaya çalıştığı gözlerini kısarak onları izledi fakat sinyaller birleşip uzun, sağır edici bir hale geldiğinde gözlerini açmak da imkansız bir hal aldı.Nihayet gözlerini açabildiğinde derin bir nefes aldı ve tepesinde yanan beyaz ışığı inceledi. Oda alışık olduğundan daha karanlıktı."Minhyuk hyung." Yook Sungjae’nin fısıltısı ona durumu idrak etmek için fırsat verirken kendine gelmiş ve gözlerini kısarak onun koluna sıçrama sonrası rutin ilaçlardan enjekte etmesini izlemişti. Her zaman olduğu gibi kalabalık bir sağlık ekibi yoktu, birim mühendisi burada değildi.“11HT29-““Biliyorum, biliyorum-“ Sungjae parmağını onun dudaklarına bastırıp susmasını sağladı. “Sana bir ilaç verdim birkaç gün daha uyuman gerekiyor. Sıçrama süresi sonunda uyanman şüphe uyandırır.”İşte o zaman neden her zamankinden daha karanlık ve boş bir odada olduğunu farkına varıp, neden Sungjae’nin yalnız başına onunla ilgilendiğini fark ederken gözleri ağırlaşmaya başlamıştı. Hatırlıyordu, bir tür komadan uyanmış gibi davranması gerekiyordu. Zihni kararırken duyuları harekete geçmiş, kulakları yan odadaki telaşa dikkat kesilmişti.
“Yoon Soohee, dayan!”
Duyduklarına tepki vermek istedi ancak başarısızdı. Karanlık bir boşluğun içinde süzülürken zihnindeki kırmızı lekeler aklını meşgul ediyordu. Şimdiye kadar tanıdığı tüm benlikleri, hatırladığı anıların ait olduğu tüm zihinler… Hepsi aynı anda var olurken bir yandan kafasında sonsuz bir boşluk yaratıyordu.Düşünmeye bile izni yoktu. Aklında dönen her şey, onun izni olmadan kendini hatırlatıyordu.
“…beklediğimdenuzun…”
“…öncedendenemişmiydin?”
“…işeyarayacağından…”
“…sana güvendim.”
Hiçlikte yankılanan sesler iki kişiye aitti ancak kim olduklarını fark edemeyecek kadar yorgundu zihni. Uzakta olan sesler yavaşça yaklaşırken kelimeleri daha kolay ayırt edebiliyordu.
“Ona sıçrama sonrası protokolünü sağlayamadık. Kendine gelmesi uzun sürecek.”
Lee Changsub, onun sesini tanımıştı.
“En başından gitmesine neden izin verdin ki?”
Seo Eunkwang…
Gözlerini açmaya çalıştı. Başını oynattığını hissediyordu. Changsub’un “Bekle.” diyerek yaklaştığını hissetti. “11HT29. Beni duyuyor musun?”Başını salladı, gözlerini yeniden aralamaya çalıştı. Ne kadar zaman geçmişti?Lee Changsub yanından aceleyle ayrılırken Eunkwang’ın elini tuttuğunu hissetti. Bu esnada birim mühendisi Lee Changsub’un anonsunu duyabiliyordu.
“KOD7. 11HT29 uyandı. Destek gönderin.”
Bunun bütünüyle önceden ayarlanmış bir şov olduğunu bilerek zorlukla gözlerini araladı. Bu şerefsiz birim mühendisi yüzünden başının belaya girdiği yetmemiş gibi bir de gereksiz gere günlerce uyumak zorunda kalmıştı. Dudaklarını aralayıp ağız dolusu bir nefes alırken Eunkwang’a baktı. Onu özlemişti.“Nerdeydim?” dedi, en azından biraz rol kesmek adına. “Ne oldu?”Changsub anonsunu bitirip yanına döndü ve göz bebeklerini kontrol ederken açıklamaya başladı. “Seni gereğinden uzun süre sağlık biriminde tuttuğumu hatırlıyor musun? Artık göreve devam etmek istiyordun hani.. Korktuğum şey yaşandı ve…” O haftalardır Minhyuk’un neden uyuduğuna dair üst birimlere söylemek için uydurduğu kılıfı açıklarken dinlese bile anlamak istememişti. Palavra döşemesi veya gerçek terimleri kullanıyor olması umrunda değildi. Nasılsa oyun oynadıklarını, her şeyin birer yalan olduğunu biliyordu.Sağlık ekibinden destek içeri girip kontrollerini yapmaya başladığında birim mühendisi Changsub’un onlara yer açmak için birkaç adım geri atışını izledi. “Yoon Soohee nerde? Ekibimi toplamak istiyorum.” diye sordu boğazını temizlemeye çalışıp.“Sağlık biriminden yeni çıktı. Yakında görüşürsünüz acele etme.” Changsub onu bu kez erken çıkaracaktı. Ne kadar güçlü olduğunun farkındaydı, uygulaması gereken bir protokol yoktu ve raporunu duyabilmek için de sabırsızlanıyordu. Ayrıca Lee Minhyuk’un onlara katılıp katılmayacağı konusunda da meraklıydı. En azından onları ele vermeyeceğini bilecek kadar güveniyordu ona.Minhyuk sadece akışa bırakıp kendine gelmeyi beklemiş, bu sırada elde ettiği zamanı yaşadıklarını düşünmek için harcamak adına fırsat bulmuştu. Sıçramanın bu kadar ani olmasını beklemiyordu, uzun bir sıçrama olduğu için bitişi esnekti, onu hazırlıksız yakalamıştı. Bu sebeple Lim Hyunsik ve Jung Ilhoon’a bir cevap vermiş sayılmazdı. Öte yandan Yook Sungjae’nin ona söylediklerini de hatırlıyordu, yaptıkları her ne ise buna dahil olmak istediğinden emin değildi ancak iki kapı da bir şekilde Alfa hükümetine isyana çıkıyordu.Minhyuk sadık bir askerdi.Sungjae raporundan sonra üst birimlerin onu tutuklamak istediğini söylemişti.
Rapor… Yoon Soohee… Cha Junsu, Beta’da yanında Yoon Soohee varken vuruldu.
Yoon Soohee’nin görevi…
Yoon Soohee, Cha Junsu’yu öldürmek istedi.
Parçaları kafasında oturtmak için kaç kez gözden geçirdiğini hatırlamıyordu. Akşam olduğunda iyi olacağına kanaat getirip bloktaki odasına dönmesine izin verdiklerinden beri Yoon Soohee’nin günlerce öğrenmek için çabaladığı o gizli görevinin Cha Junsu’yu öldürmek olup olmadığına kanaat getirmeye çalışmıştı.Pekala, öyleyse bile, Cha Junsu’yu öldürmek neden ‘gizli’ olmalıydı? Onun karşıt düşünceler sebebiyle infaz edildiğini herkes biliyordu. Arkasında Alfa’nın herkesten gizlemek istediği başka bir neden olmalıydı.Üst birimlerden sorguya gelmişlerdi, sadece Minhyuk’un sağlığını kontrol etmek istediklerini söyleseler bile, bu komadan şüphelendikleri ortadaydı. Ancak Lee Changsub’un uydurduğu bahaneler yeterince tatmin edici olmalıydı ki konu daha fazla uzamadı.Öte yandan tutuklanması üzerine henüz bir şey konuşulmamıştı, beklemediği bir anda başına gelebileceğinin farkındaydı elbette, ama ona şimdilik yalnızca geçirdiği sözde sağlık problemleri sebebiyle Beta görevi ile ilgili bir toplantı yapılacağı bildirilmişti.Kapısı tıklandığında düşünceleri kenara koydu ve kapıdaki her kimse içeri girmesini söylemek yerine ayağa kalkıp kapıyı kendisi açtı. Yoon Soohee karşısında derin bir iç çekip onu içeri geri iterek kapıyı arkadan kapatmıştı. “Şükürler olsun iyisin… Çok endişelendim.” Sözlerinin aksine gözleri ateş saçıyor, yüzü ciddiyetle onu izliyordu.Bu sırada Minhyuk sakince başını sallayarak onu onayladı ve konuştu. “Beta’ya gittiğini duydum.”“Evet, döneli dört gün oluyor.” dedi Soohee fısıldar gibi konuşarak. Odada yalnız olduklarında sesini alçak tutmaya alışmışlardı.“Demek o yüzden yanıma gelmedin…” Minhyuk en son anılarının yaptığı ilk sıçrama ile ilgili olduğu konusunda rol yapmak adına bu konuyu açmıştı.“Seni özledim.” dedi Soohee aradaki mesafeyi kapatırken. Minhyuk zaman kaybetmeden dudaklarını birleştirdi ve ona küçük bir öpücük verdi. Ancak tetikteydi. “Ben de… Bana haber vermeden seni gönderdiklerini öğrendiğimde deliye döndüm…”Elleri omuzlarında, Minhyuk’un sırtını duvara yaslamak için onu iterken Soohee öpücükler arasında mırıldanmaya devam etti. “Verilen göreve hayır diyemezdim.”“Biliyorum.” Minhyuk nefes nefese mırıldandığında Soohee ona izin vermek için geri çekildi, en azından Minhyuk öyle düşündü.Ancak yanılmıştı ve refleksleri sayesinde bir sonraki hareketini anlamıştı. Aniden Soohee’nin geriye bir adım atmasını izlerken onunla aynı anda cebindeki tabancayı çıkarmayı başarmış yüzüne doğrultulan namlunun ardından karanlık gözlerine bakmıştı. Aynı eğitimi almış iki yetenekli asker de bir süre birbirinin yüzüne doğrulttukları tabancalarla öylece dikilerek birbirlerini izlediler.“Ne yapıyorsun?” diye sordu en sonunda Minhyuk, tabancasını ona doğrultmaya devam ederken.“Asıl sen ne yapıyorsun?” Soohee’nin sorusu Minhyuk’un kaşlarının çatılmasına sebep oldu. Eğer onun bu hamleyi yapacağını fark etmeseydi silahını ona doğrultmazdı. “Soohee-ya ben-““Sıçradığını biliyorum.” dedi Soohee, bakışları bir alev gibiydi. Öfkeli olduğunu anlayabiliyordu ancak fazlası vardı.Minhyuk ona yalan söylemek istemeyen tarafını bastırmaya çalışsa da boğazında oluşan yumru nefes almasını engelliyordu sanki. Yoon Soohee, zayıf noktasıydı. Dudaklarını araladı ancak konuşmadı; önce Soohee’nin açıklamasını bitirmesini beklemeliydi, böylece inkar edebilirdi.Yoon Soohee onun bir cevap vermediğini gördüğünde silahını tuttuğu eliyle saçlarını karıştırdı ve kendinden emin bir şekilde devam etti. “İkinizle de seviştim.” Beta Minhyuk ve kendisinden bahsediyor olmalıydı. “Geldiğini biliyorum.”Bu hareketi Minhyuk’un da silahını indirmesine sebep olurken, ona doğru bir adım attı ve dudakları yeniden buluştu. Bu kez paylaştıkları öpücük bir öncekine göre daha aceleci ve tutkuluydu. Çok geçmeden iki tabanca da yere düşerken Minhyuk onun belini kavrayarak geriye birkaç adım atmış ve öpücüğün arasında çekilip kulağına fısıldamıştı. “Neden bahsettiğini anlamıyorum, demek Beta Minhyuk’la seviştin, ha?”Soohee, onun yönünü değiştirmesini sağlayıp sırt üstü yatağa düşürdü ve kucağına tırmanarak fısıldadı. “Paranoyak oluyorum işte…”“Sakinleş.” dedi Minhyuk onun saçlarını okşayıp diğer eliyle belini daha çok kavrayarak kendine çektikten sonra. “Ama sorumu cevaplamadın, Beta Minhyuk’la mı seviştin? Benden iyi olduğunu sanmıyorum.”Soohee onun kendine güvenen sözleri üzerine keyifle gülümseyerek yüzüne yaklaştı ve bir öpücük daha vermeden önce “Göreceğiz.” dedi. “Bana hatırlatman gerek.”İkisi de biliyordu. Soohee onun sıçradığından emindi, Minhyuk da Beta’da bulunduğu sürede onun kendisini tanıdığını biliyordu. Ancak yaptıkları bu hamle, ikisinin de şimdilik her şeyi görmezden geleceği üzerine yapılmış bir antlaşma gibiydi. Minhyuk’un bu durumda tahmin edebildiği tek şey, tıpkı kendisi gibi, Yoon Soohee’nin de artık Alfa’ya karşı şüpheleri olduğuydu. Aynı eğitimi almış iki sadık asker için bunu kabullenmek kolay değildi.
